
Kazanan: Brezilya
Katılan takım sayısı: 16
Önemli eksikler: İtalya, Uruguay
Turnuvanın sürprizleri: Galler-Kuzey İrlanda
Altın Ayakkabı: Just Fontaine (Fransa)
İstatistik: Toplam 126 gol kaydedildi (maç başına 3.60 ortalama). En fazla gol atan takım 23 golle Fransa.
Düzenleniş şekli: 4 takımdan oluşan 4 grupta ilk iki sırayı alan takımlar çeyrek finale yükseldi.
Oynanan maç sayısı: 35

1954 kupası, Dünya'nın en iyi takımlarından biri olan Macaristan ile hatırlanırken, 1958 yılı ise kupayı yıllarca domine edecek başka bir takımın doğuşuna sahne olacaktı. Dünya Kupası ve Brezilya birbirinden ayrılamayacakşekilde birbirleriyle bağlantılıdır ve bu bağın kurulduğu yer İsveç.
Uluslar arası televizyon kameralarının ilk kez kullanılması turnuva adına bir dönüm noktasıydı ve futbol oyunu, henüz 17 yaşındaki ilk ve kimilerine göre de en büyük yıldızını yaratmıştı.
Turnuvanın diğer tarafındaysa turnuvaya katılmaya hak kazanan 4 Britanya ülkesi İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda. Bu takımlar arasında muhakkat en etkileyici olanı iki küçük ülkenin başarısıydı. K.İrlanda'yıDanny Blanchflower'ın oyun üzerinde büyük etkisi olan Peter Doherty yönetiyordu. Dünya futboluna frikik barajını armağan eden Doherty ve Blanchflower, takımlarını Fransa karşısında yenik düştükleri maça kadar taşıdılar. Galler ise John Charles'in yetenekli ayakları sayesinde çeyrek finale kadar yükselebildi. Ta ki Brezilya'ya daha doğrusu Pele'ye kaybettikleri maça kadar.
İskoçya'nın durumu en az dört yıl önceki kadar kötüydü. İngiltere ise Münih'teki uçak kazasında kaybettikleri Tommy Taylor ve Roger Byrne ve hala travma geçirdiği için oynayamayan Bobby Charlton yüzünden oldukça zayıf durumdaydı ve Sovyetler Birliğine play-off maçında 1-0 kaybettiler. Yine de turnuvadaki İngiliz varlığı İsveç takımının Yorkshire doğumlu teknik direktörü George Raynor ile devam ediyordu. 1948 Olimpiyatları'ndaki zaferin tecrübeli oyuncuları olan şimdiyse İtalyan liginde oynayan Nils Liedholm ve Gunnar Gren sırtladığı takımı yönetiyordu.
Brezilya, orta alanın yetenekli ismi Didi, gol yollarında etkili santrforu Vava ve efsanevi defans oyuncuları Djalma ve Nilton Santos ile devrim niteliğinde olan 4-2-4 sistemiyle oynuyorlardı. İleriki maçlarda devreye Pele ve top sürme yeteneğiyle Stanley Matthews'ü andıran Garrincha'nın katkılarıyla şüphesiz yenilmez bir takım olmuşlardı. Grup maçlarında etkili oynamalarına rağmen İngiltere ile golsüz berabere kaldılar ve herkes Galler'i ezip geçeceklerini düşünse de galibiyeti ancak son sekiz dakikada bulabildiler. Galler takımı önemli oyuncuları John Charles'ın sakatlığına rağmen maç boyunca mücadeleyi bırakmadılar. Pele ise henüz 17 yaşında turnuva finallerine katılan en genç oyuncu olarak ikinci maçına çıkıyordu. Kaleci Jack Kelsey'i mağlup ettiği golünü hayatı boyunca attığı en önemli gol olarak tarif ediyor.

Yarı finalde ilk kez turnuvanın kurucularına yakışır bir performans sergileyen Fransa ile karşılaştılar. Sadece Fontaine her ne kadar dördünü 3.'lük maçında atsa da toplamda turnuva boyunca 13 gol atmıştı. Ama karşılarında yolun henüz başında olan Pele vardı ve 3 gol birden attığı maçta 5-2 gibi bir skorla kaybeden Fransa'nın ona verecek hiçbir cevabı yoktu.
Böylece final Güney Amerika ülkeleri arasında olacaktı. En iyi yanıysa Avrupa futbolunun sunduğundan daha atletik bir maç olacaktı. Maçtan önce George Raynor'ın görüşüne göre Brezilya eğer geriye düşerse paniğe kapılabilecekleri yönündeydi. Tahmini gerçek oldu ama korkulan olmadı. İsveç'in henüz dördüncü dakikadaki golüyle Brezilya geriye düştü ama sadece beş dakika sonra Vava'nın golü durumu eşitledi. 30. dakikada ilk golün benzeriyle öne geçtiler. Devre arasında sonra Pele maçın kontrolünü eline aldı. 55. dakikada attığı gol gerçek "Pele efsanesi"ni yaratan goldü. Kupanın adresi Zagallo'nun golüyle belli olmuştu artık. Pele son sözü söylemeden önce Simonsson İsveç'in teselli golünü attı.
