
Teknik direktörsüz!
21 Nisan 2008 , 12:53
Galatasaray’da, Karl-Heinz Feldkamp’ın ayrılmasıyla başlayan hoca arayışı sonuçsuz çıkınca, Galatasaray Yönetimi takımı Cevat Güler, Burak Sadık Dilmen ve Nezih Ali Boloğlu’na teslim etti. Ne kadar sürpriz bir gelişme olsa da, Turkcell Süper Lig’in bitimine altı hafta kala, çok büyük bir çılgınlık da değildi. Bu karar, büyük bir kesim tarafından “Galatasaray sezon sonuna kadar Teknik Direktörsüz devam edecek” olarak algılandı.
Bu en başta teknik direktörlük lisansını elinde bulunduran Cevat Güler ve Burak Dilmen’e yapılmış büyük bir ayıp. Feldkamp’ın gidişiyle Galatasaray’da saha dışında değişenler ortada, saha içinde ise çok fazla bir şey değişmemişti.
İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçına kadar.
Servet tekrar stoper olarak oynamaya başladı sadece. Sezon sonuna kadar böyle devam eder diye düşünüldüğü bir ortamda, Galatasaray’ın teknik kadrosu belki de sezonu kurtaracak çok önemli bir hamle yaptı. Alışkın olduğumuz çift forvetli Galatasaray, İstanbul maçında tek forvetli sahaya çıktı. Galatasaray haftalar sonra ilk kez birden fazla gol attı, oyun olarak da geçtiğimiz haftalara göre daha iyi gözüktü.
İyi gözüken başka bir isim de Lincoln’dü.
Bunun sebebi de oynanılan sistemdir.
Schalke 04’deki Lincoln, bu sistemde başarılı olmuştur. Arkasına aldığı kalabalık bir orta saha (Hamit, Ernst, Bajramovic, Kobiashvili), önündeki tek forvete (bu isim de Kevin Kuranyi) yaptığı servisler ve kendine bulduğu büyük alanı alarak, yıldızlaştı. İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında da geçmişe göre daha iyi olan bir Lincoln vardı sahada.
Belki de, Galatasaray bu sisteme dönmesiyle birlikte Fenerbahçe için doğru taktiğini buldu. Teknik Direktörsüz diye anılan Galatasaray’da böylesi kritik ve hayati bir değişikliğin olması gerçekten dikkat çekici. Bu değişikliğin ters tepmesi ve Galatasaray’ın alacağı kötü bir sonuç sonrası neler yaşanabileceğini tahmin bile edemiyorum.
-İRONİ-
Geçtiğimiz günlerde Mateja Kezman, Lincoln ve Roberto Carlos ile ilgili bir yazı yazdım. Kezman ve Lincoln’un penaltı kaçırma gibi bir lükslerinin olmadığı, Roberto Carlos’un hangi cüretle sakatlandığı ile ilgili bir yazıydı. Yazı ilk harfinden sonra noktasına kadar ironiydi, yani yazdıklarımın tersini ifade ediyordum bir anlamda ama aldığım sayısız e-maillerden anlaşıldı ki, bu böyle algılanılmamış, içeriği yazıldığı gibi ciddiye alanların sayısı çok fazla. Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico’nun “darbelerden ve yenilgilerden bir şeyler öğrenmeye, bir şeyler kazanmaya çalışıyorum her zaman” ifadesi ile hareket etmeyi doğru buluyorum. Öğrendiğim bir şey var ki, ironi çok kabul gören bir yazı stili değilmiş. Yazıdan rahatsızlık duyan futbolseverlerden de özür diliyorum…
Görüşleriniz için: fdemireli@gmail.com

Futbol
İlker Ateş - Korkunun bedeli
Selçuk Yula - Issız Adam
Atakan Kurt - Beşiktaş'taki yanlışlıklar!
Erce Kaftan - 'Özgür'ler giderken...
Fatih Demireli - Avrupa'nın yeni parlayan yıldızı
Halil Fincan - Gerideki kalabalık, hücumdaki ıssız adam
Metin Kösedağ - Bu takım ne oynuyor?
Aytekin Akay - Ceyhun Gülselam
Can Tanaydı - Sivas'ın şarjı bitti!
Önder Varol - Horoz değişti!
Koray Düşova - Evrenin en ateşli ve heyecan veren maçı
Berkay Aytekin - Gençler geldi, sıkıntı gitti!
Ökkeş Özekşi - Bu takıma ne yaptın hoca?
İbrahim Bulut - Sakaryaspor dibe vurdu!
İlhami Tek - Stretching nedir?
Hakan Yılmaz - Kocaelispor hak etti ve kazandı
Emre Polat - Guiza yanlış tercih!
İrfan Şeker - Kalbinizi Konyaspor'dan koruyun! Basketbol
Nejat Sayman - Ankara'da müthiş gece!
İsmail Arslan - Solomon'suz Fenerbahçe Ülker günleri!Voleybol
Hasan Uğur Epirden - Kafama takılanlar!
Enver Bağlarbaşı - Kızlarımız gümbür gümbür!Hentbol
Tayyar Sümen - Aklın yolu birdir!Yazarlar Anasayfa







