Diğer Sporlar

Taşucu molası ve deniz kızı "Marpessa"...
30 Eylül 2009 , 17:22
Geçen yazımda sizlere, GAZİANTEP, ADANA ve MERSİN’de 3 Alışveriş Merkezinde yapmış olduğumuz 3 etap turnuvamızı, yaşananları, duygu ve düşüncelerimi anlatmış, bir bakıma EPİRDEN 2009’un diğer Etaplarında olduğu gibi sizlerle artılarıyla ve eksileriyle dobra dobra paylaşmıştım…
Bizi hayli yoran ve de inisiyatifimiz dışına taştığı için de geren bu turnuvalar sonrası “Ramazan” dolayısıyla çekilmiş diş gibi boşlukta kalan 5 günümüzü değerlendirmek için TAŞUCU’nun yolunu tuttuk !...
Her nedense bazı zihniyetlerin “Ramazan” ayı içerisinde plaj voleybolunda bayanların müsabaka kıyafetlerinin neredeyse abdestlerini ve orucu bozan (!) dinimize aykırı hatta günah olarak nitelendirdikleri içindir ki 20 ağustostan itibaren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve de Zeytinli Belediyesinin çağdaş ve bu üslubu asla benimsemeyen tutumları sayesinde son 2 turnuvamızı gerçekleştirdik… Özellikle aydın Zeytinli halkına hayran kaldığımı da belirtmek, buradan bu güzel insanlara, ışık saçan yüreklerine teşekkür etmek istiyorum… Din ile sporu birbirine karıştıranlarla ve de bayan plaj voleybolcu kızlarımızın resmi formalarını aykırı gören zihniyeti taşıyan zihniyetle zaten normal zamanlarda da mücadele ettiğimiz zamanlar asla azınlıkta kalmamaktadır…
Gelelim sadete ve de TAŞUCU saadetine…
“TAŞUCU” denilince içimin kıpır kıpır olması, neşe ile sarıp sarmalanmamın en büyük sebebi “Plaj Voleybolu”nda bu beldenin gerçekten çok büyük emeğinin bulunması ve rekorların kırılmış olması kadar çok etkilendiğim bir mitolojik hikayeden ortaya çıkan, ancak şimdiye kadar bölük pörçük anlatılmaya çalışılan, içinde tertemiz ancak yasak bir aşkı bulunduran, çoğumuzun yaşadığı, kahır ve acı çektiği, “Sevdiğine kavuşamama” kaderinin paylaşıldığı, aşkın erdeminin ve büyüklüğünün aradaki uçurum ve dağları nasıl kapattığını da gösteren Deniz Kızı “MARPESSA” efsanesinin tarafımdan uzunca bir uğraştan sonra kaleme almış olmamdır !...
TAŞUCU’nda plaj Voleybolu eski Belediye Başkanı EMİN GÜLEÇ ile başlamış, diğer Başkan ALİ ŞAHİN ile zirveye çıkmıştır…
Yapılan yerel ve Ulusal Turnuvalarda seyirci rekorları kırılmıştır… 2006 yazı, aynı anda tam 2756 kişinin müsabakaları izlediği bizzat özel kurulan bir ekip tarafından saptanmıştır… Ülkemizde Plaj Voleybolu Turnuvaları yaptığımız onlarca belde arasında iç birisinde müsabakalar saat 00.30’dan sonraya kalmadığı halde, TAŞUCU’nda saat 06.30’lara kadar turnuva müsabakaları devam etmiştir… Bu süreç sadece müsabakaların, takım yoğunluğu nedeniyle uzamasına değil, tribünlerdeki seyircilerin hatırı sayılır kısmının da bizlerle beraber o saatlere kadar zevkle ve heyecanla sabahlamalarıdır… Hatta onlarla beraber sabah soluğu bir çorbacıda alıp, esnafı ihya ettiğimiz çok olmuştur… TAŞUCU’nda devamlı esen poyraz, en sıcak yaz aylarında bile serinletir… Ama saat 19.00 oldu mu, o rüzgar şıp diye kesiliverir… Rivayete göre buradaki iklim, bu özelliğini, TAŞUCU’nda daima Plaj Voleybolu turnuvalarının her akşam saat 19.00’da başlaması dolayısıyla topa tesir etmemek için aldığı söylenir (!)…
Çoğunuz bilmeyebilir, TAŞUCU’nda plaj voleybolu EPİRDEN BEACH VOLLEY ile neredeyse yaşıttır… Yani ülkemizin ilk plaj voleybolu beldelerinin başında gelir… Ancak bu sporun burada gelişmesi, büyümesi ve tanınmasında 2 Belediye Başkanı kadar, şu anda Yönetim Kurulu üyelerimiz olan MEHMET ATA ve AHMET ATEŞ’in de büyük katkılarını pas geçersek, ayıp etmiş oluruz… Bu bölgenin diğer 2 neferi de meşhur “Susanoğlu Turnuvaları”nı yıllardır organize eden MUSTAFA GÖKSU AYDEMİR ve BURAK SAĞDUR ile TAŞUCU’nda zamanında bizlerle koşuşturan ve çok emeği geçen AHMET SEYHAN’dır…
TAŞUCU’nda koca ekibimiz ile, konukseverliği ve alçak gönüllüğü ile kalbimizi kazanmış, bize her türlü kolaylığı gösteren AYŞE ŞAHİN’in 2 otel’ini paylaştık… Açıkça yedik, içtik, keyfimize baktık… Kızlar da denizin keyfini çıkarmaya çalıştılar… Çalıştılar diyorum, karadaki Mafya Babalarından daha fazla denizde yol kesen Deniz Anaları vardı… Hafif de olsa sürtüşmeler olmadı değil !... Allahtan imdadımıza Sağlık Ocağı yetişti, sadece ilaçlarla o bölgeler iyileştirildi…
Bu arada eski Başkan ALİ ŞAHİN yanımızdan bir an olsun ayrılmadı… Hele Başkanın, Polonyalı ANNA’nın doğum gününü kutlamak için bizlere tahsis ettiği koca yat tüm ekibi coşturdu…
Artık TAŞUCU’ndan ayrılma saati gelmişti… Ekibin de kendi bünyesinde kısa bir dönem için ayrılma saati gelmişti… GÜLBİN EPİRDEN Başkan ve GÖKHAN SAYGI KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’nin resmi konuğu olarak sporcu kızlarımızla birlikte, hızlı feribot ile kalacakları GİRNE’ye hareket ederlerken, biz geri kalanlar ise kamyon ve minibüsümüzle son turnuvamızın yapılacağı ZEYTİNLİ’ye yönlendik…
Oradaki turnuvamız “Final” niteliğini taşıyordu, tıpkı İstanbul’da olduğu gibi tüm gözler üzerimize çevrilecekti, en ufak bir falso olmamalıydı…
Gelecek Yazım : MUHTEŞEM ZEYTİNLİ FİNALİ
Sizler !...
Sevenler, sevilenler...
Aşkı doyasıya tatmak isteyenler...
Romantik aşıklar...
Mutlaka bu efsaneyi okuyun...
Aşkın, sevginin yüceliğine şahit olun !..
DENİZKIZI MARPESSA
(Bu efsane tarafımdan, uzun bir araştırma süreci sonunda 2005 yılında kaleme alınmış olup, başta TAŞUCU halkı olmak üzere tüm sevenlere, sevip de kavuşamayanlara armağan edilmiştir… Hasan Uğur Epirden)
Tanrıların tanrısı Zeus'un kızı Artemis, kardeşi Apollon'u doğururken yardım ettiği annesinin çektiği acıyı görünce evlenmekten iğrenip, babası Zeus'a evlenmeyi asla düşünmediğini, her zaman lekesiz ve bakir kalarak iffetli bir yaşam sürdürmek istediğini belirtmişti... Zeus da, kızının bu isteğine razı olmuştu... Artık Artemis "İffet Tanrıçası" olarak anılmaya başlanmıştı...
Tanrıça Artemis o kadar güzeldi ki, tanrılar arasında onu kıskanmayan yoktu... En büyük tanrılar bile hep onu seyreder dururlardı...
Ok ve yayla avlanmayı çok seven Artemis, koşmasına engel olmasın diye çok kısa bir elbise giyerdi... Muntazam ve diri vücudunu, dik göğüslerini, koşarken açılan sütun gibi uzun bacaklarını diğer tanrılar seyretmekten zevk alırlardı... Böylesine şahane bir vücuda kimse sahip değildi... Kendisine aşık olan hiç bir tanrıya, tüm ısrarlara rağmen bekaretini teslim etmemiş, böylelikle babasına verdiği sözü de tutmuştu...
Gündüzleri ormanda, geceleri ise denizlerde avlanarak karşı duygularını bastırmaya çalışan Artemis bazen doğa harikası dediği bir Akdeniz bölgesine gelmekte, orada hayallere dalmaktaydı...
İşte gene böyle bir geceydi... O çok sevdiği kıyılarda gezerken, gözlerine bir yeraltı mağarası ilişti... Tereddüt etmeden mağaranın içine girdi... Mağaranın içinde bir de göl olduğunu görünce şahane vücudunu serin sulara bıraktı... Birden sesler duydu... Gölden çıkıp, seslerin geldiği tarafa doğru kendini kayalara siper ede ede yürüdü... ileride bir kızla bir erkek delicesine sevişiyorlardı... Kız neredeyse kendisi kadar güzeldi... ama erkeğe biraz daha yakınlaşıp görünce donakaldı... Bu ne yakışıklılık, bu ne fiziki güzellilikti öyle ?.. Esmer ve adaleli bedeni tanrıları dahi kıskandırabilecek olağanüstü dirilikte ve güzellikteydi...
İçinde o an bir şeylerin kıpırdadığını hissetti... Aşk bu olsa gerekti !... Birden babası Zeus'a verdiği söz aklına geldi... Kendisini toparlamaya çalıştı... O "İffet Tanrıçası"ydı... Her şeyi unutmalı, geri dönmeliydi... Ama gene de bazı hislerini bastıramadı, aniden geri döndü ve genç erkeğin seviştiği kızı kıskanarak taş haline çevirdi...
Şaşkına dönen delikanlı ağladı, sızladı ve dışarı çıktı... Tanrı Zeus'a, kendisi gibi fakir bir balıkçıdan ne istediğini haykırdı... Zavallı İdas kulunun ne günahı vardı ki sevgilisi Bianna'yı elinden almıştı ?... Ama o sıralar Tanrı Zeus güzel kızlarla Olemp dağında zevke dalmıştı ve İdas'ın haykırışları duyamayacak bir sarhoşluğun içindeydi...
İdas'ın elinden hiç bir şey gelmiyordu... Zavallı balıkçı sevgilisi Bianna için günlerce yemedi, içmedi onun taş yığını haline gelen anısı başında nehirler kadar gözyaşı döktü... Bakmak zorunda olduğu kimseler olmasa oracıkta kendisini öldürebilirdi... Kendisini toparlamaya çalıştı... Kendisini denize verdi...
Günlerden bir gün balığa çıkan İdas!ın ağına bir şey takıldı... Oldukça ağır bir balık olmalıydı... Zorlukla yukarı çekerken birden ağında ona belki de tüm dertlerini unutturacak kadar güzel bir denizkızı gördü... Üstelik ona gülümsüyordu... Alt tarafı gümüş pullarla kaplıydı... Denizkızı konuşmaya başlayarak, adının Marpessa olduğunu söyledi, yolunu kaybettiğini ekledi, yanında biraz dinlenip, dinlenemeyeceğini sordu...
Bu olağanüstü güzellik karşısında dili tutulan ve baka kalan İdas, neden sonra denizkızını yukarı çekmeği akıl edebildi...Denizkızı artık sandalındaydı... Bir süre birbirlerine hayranlıkla baktılar... Yıldırım aşk buydu... İkisini de tam yürekten vurmuştu...
Bu dünyanın en güzel kıyılarında en büyük aşklardan birini yaşamaya başladılar... Aslında denizkızı "İffet Tanrıçası" Artemis'ten başkası değildi... Tanrı olarak iffetini o güne kadar koruyan Artemis bu fakir ama yakışıklı genç insanoğluna bekaretini teslim etti..
Bu büyük aşk yıllar boyu sürüp gidiyordu... Hatta onların bu büyük aşklarını duyan insanlar, bu doğa harikası kıyılara gelip, yerleşmeye bile başlamışlardı... Ve kısa bir zaman birimi içerisinde burada bir şehir kuruldu...
İki aşık delice sevişmeye devam ederlerken, bu büyük aşkı duyan "Deniz Tanrısı" Posseidon onları merak etti, Olemp dağlarından uzanıverdi... Ve...denizkızının yeğeni Artemis olduğunu fark etti...
Artemis amcasının tehditlerine, babası Zeus tarafından uğrayacağı gazabın korkusundan, boyun eğmek zorunda kalmasına rağmen bir tek izin kopartabildi...
Senede artık yalnızca bir defa onu görebilecekti... Her ikisi içinde çok zor bir durumdu bu... Gerçi İdas durumu pek anlayamamıştı ama onu tamamen kaybetme korkusu yanında buna da razı olmuştu...
İdas artık günlerini eski sevgilisi Bianna'nın mağara içinde taş kesilmiş siluetinin yanında geçirmeye başlamıştı... Tanrı önce Bianna'sını elinden almış, daha sonra da Marpessa'sını ona çok görmüştü... Bianna'nın taş kesilmiş gövdesine sarıldı, ağlamaya başladı...
Onu her gün hasretinden izleyen Artemis bu sahneyi görünce çılgına döndü... Onu kimseyle paylaşmaya, bir taşla bile olsun tahammülü yoktu... Hemen Olemp dağına koştu... İdas'ın olmadığı bir an, yüzlerce iri taşla mağaranın girişini kapattı...
İdas mağaraya döndüğünde girişin taşlarla tamamen kapandığını gördü... Çöküp, ağlamaya başladı... Gökyüzüne isyan edercesine haykırdı...
"Ey yerin, göğün ve bütün insanların, canlıların tanrısı !... Tanrıların tanrısı Zeus !... Benim bedenimi de taş haline getir..."
O kadar çok ağladı ve haykırdı ki sesi çıkmaz oldu... Kutsal taşların üstünde, hüznünün ve acısının derinliklerine dalan İdas kendini kaybetti...
Nasıl olduysa, kulunun bu içten feryadını ve dileğini duyan tanrıların tanrısı Zeus, İdas'ı taş taline getirdi... Böylelikle İdas'ın taşlaşmış bedeni de kutsal taşlar arasındaki yerini aldı...
Olanları, elinden hiç bir şey gelmeden seyreden Artemis, her gün ağladı... Yası hiç bitmedi... Tanrıça olmasaydı, belki de anlamı kalmayan hayatına son verebilirdi...
O günden sonra, her yıl aynı günde bu kıyılara gelen Marpessa, kendini balıkçıların ağlarına yakalatıp, o aşk mağarasına götürdü... Aşk mağarasını önündeki taşları kaldırtarak açıp, eski haline getirdi... İdas'ın taşını da mağaranın en güzel ve anlamlı yeri olan Bianna'nın yanına koydu...
O gizemli ve kutsal mağara bugün, ismini Olemp dağlarından atılan kutsal taşlardan alan Taşucu'nda bulunmakta...
Yolunuz bir gün Taşucu'ndan geçerse mutlak o mağarayı ziyaret edin...
Eminim o taşlardan, o serin sulardan ilahi güç alacaksınız !...
Ve... Olemp dağlarından sizleri gıpta ile seyredecek Artemis'ten...
* Efsane için kaynak olarak bilgilendirildiğim "TAŞUCU AMFORA MÜZESI"ne, sayın ASLAN EYCE'ye ve ayrıca sayın İSMAİL GÜLER'e teşekkür ediyorum
YORUM EKLE
Yorumunuzu eklemek için tıklayınız.
Hasan Uğur Epirden Son Yazıları

Ajansspor Tüm Yazarlar
Futbol
Vedat Bayram - Fenerbahçe Kongresi
Hayri Ülgen - Beşiktaş'ı sıradan takım yapmayın!
Cevdet Ünüvar - Güzel futbol, çirkin söz!
Erhun Ateş - Fikret Orman geçmişi mi devam ettiriyor !!!
Mustafa Öztoprak - Bizi bizimle bırakın lütfen!
Adem Yılmaz - Başladı ve bitti
Dr. Sedat Hayran - İnancın zaferi..
Erdem Erol - Namusumuz temizlendi!
Hakan Cerrahoğlu - Bunlar ve Onlar
Selahattin Ekrekli - Futbolun adaleti var mı?
Mustafa Yaşar - Deli olmak işten değil!
Erdem Ulus - Sen uyudun hocam
Hüseyin Kutay - Fark var!
Aytekin Akay - İnkıta..
Haluk Kaplan - Mersin'de bir Sehic varmış, bir Hakan yokmuş
Çağatay Çıtlak - Başarıyı paylaşmak
Ökkeş Özekşi - İtiraf ve realite..
Adil Yıldız - İğrenç ithama, muhteşem cevap
Tijen Bolulu - Kalbimi kıra kıra..
Sadi Karakaş - Megaloman mısın hocam ?
Hakan Yağcıoğlu - Hepimiz Abdullah Avcı'yız...
Fatih Kaya - Beşiktaş kongre üyelerinindir...
Ali İncegül - Ne verdiniz ki?
Sedat Tahir - Adana ateşi!
Berkay Aytekin - Terim soyunma odasında kazandı..
Hakan Coşkun - Çamur at izi kalsın!
Şükrü Oytan - Fener mi oynamadı, Es Es mi oynatmadı ?
Emre Karataş - Fener tuhaf, Aysal'ın açıklaması daha da tuhaf..
Nihat Evren Derman - Formalite (play-off) grubunu garantiledi!
Gökmen Örkmez - Türkiye Futbol Faşizmi
Metin Kösedağ - Böyle olur TRT'nin maçı..
Murat Özgen - Fenerbahçe ve Galatasaray
Adnan Ercan - İşte o sene, bu sene..
Önder Varol - Denizlispor'un borç mektubu?
Ahmet Us - İstifa etmesi gereken Ertuğrul Sağlam mı?
Serkan Özen - 1 gol değil masumiyeti getiren!
İbrahim Bulut - Başkan Yaşlıca bu açıklamanın altında kalır mı?
Hüseyin Demir - Beşiktaşlılık melekelerimizi sorgulayamazsın
Serkan Tunç - Ünal - Yanal hezimeti
Doğaç Çor - La Fontaine'den Süper Final!
Volkan Toslak - Deplasman fatihi!
Ahmet Öksüz - Neyi ima ediyorsun Kocaman?Voleybol
Enver Bağlarbaşı - Tuhaf şeyler oluyor
Mustafa Korhan Gün - Olimpiyat rüyamız gerçek olsun..Hentbol
Tayyar Sümen - Dedikodu makinesi tam gaz çalışıyor!Genel Spor Haberleri
Mert Genç - İyiler daima kazanır!Vücut Geliştirme
Erhan Delibaş - Yurtta spor, dünyada spor!Formula 1
Berk Sarıoğlu - 200'üncü yarışını kazanan ilk pilot!
Mali Selışık - Kazanmayı seçmek...Yazarlar Anasayfa






