Ajansspor.com - Anında, Tarafsız Spor Haberleri
   GÖZDEN KAÇIRMA : Spor Toto Süperlig | Puan Durumu | Süper Final Şampiyonluk Grubu | Süper Final Avrupa Ligi Grubu |

Anlatacak çok şey var!

Tarih22 Kasım 2009 , 00:30

Dünyamızı bazen hep yalanlar ve yanlışlar üzerine kurarız…
Oysa doğrular ve gerçekler yalnız bir tanedir…
Tıpkı biz yaratıcıları bireyler gibi…
HASAN UĞUR EPİRDEN


Yazıma başlarken, bu gün Rize’de meydana gelen sel felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Tanrı'dan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum…
Yine bugün Erzurum'dan Rize'ye giderken Ovit'te mahsur kalan üniversite öğrencilerine ulaşmaya çalışırken kaybolan 5 kişilik ekip bulundu… Büyük geçmiş olsun…
Ovit'te uyarı levhaları konarak trafiğe kapatılan dağ geçidinden geçerlerken, çığ düşmesi nedeniyle mahsur kalan ve donma tehlikesi geçiren 6’sı üniversite öğrencisi 18 yolcu için kurtarma çalışmaları hala sürüyor… Dua ediyorum…

Bu arada Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğlu’nun “Hem can güvenliklerini tehlikeye atıyor, hem de bu kadar büyük masraflara neden oluyorlar" sözlerini çok ayıpladım… Hani derler ya “Koyun can derdinde, kasap et derdinde !..”, koca valinin böylesine bir anda masraf dile getirmesi çok çirkin !...

BEŞİKTAŞ SEYİRCİSİYLE KUCAKLAŞTI…
Hep onlar konuşuldu…
Başkanları ıslıklandı, yuhalandı, istifaya davet edildi…
Teknik direktörleri suçlandı…
Seyircisi galeyana geldi, öfke saçtı…
Basın yazdı… Televizyonlarda tartışıldı…
Anketler yapıldı…
Bu arada ben de bir şeyler karaladım…
Aslında biraz abarttık mı ne ?...
Karakartallar sahada cevap verdiler…
Hepimize…
Demek isteyince oluyormuş ?...
Futbol biraz da şans oyunu…
Top rakibi severse neler oluyor ?...
Fenerbahçe kötü müydü ?...
Sayılır…
Ama maçın bir kırılma anı vardı…
Devre biterken, 45+1’de Alex’in frikik vuruşunda Rüştü’yü geçen top üst direkten döndü…
Maçın bir de jeneriklere geçecek golü vardı…
54. Dakikada, soldan İbrahim Üzülmez'in ceza sahası çizgisine doğru çıkardığı ortaya Fink gelişine öyle sert ve güzel vurdu ki ?...
Bu arada Kazım Kazım, 75. dakikada taç çizgisi üzerinde yaşanan bir pozisyonda yan hakem Bahattin Duran’a İngilizce iltifatlarda bulundu… Ama Bahattin Duran’ın da kendisi kadar olmasa da söylediklerini anlayacak kadar İngilizce bildiğini düşünemedi her halde…
Baş hakem Fırat Aydınus da O'nu daha fazla yorulmaması için kırmızı kartıyla dışarı davet etti…
Böylesine profesyonel bir futbolcunun, bu kadar basit bir nedenle takımını 10 kişi bırakması asla affedilir bir şey değil..
Sonuç olarak Beşiktaş oynadı ve farklı bir skorla kazanmayı hak etti…
Lig yeniden başlıyor…
Sporun en güzel yanı da bu değil mi ?...
Çekişme ve heyecan ?...
Beşiktaş böylesine stresli bir müsabakayı ummadığı bir sonuçla bitirdi…
Galip gelince her yer güllük gülistanlık oluyor…
Ama bence yine çok dikkat ve sabırlı olmaya devam !...
Her şey bitmedi…
Daha ligin ortasında bile değiliz ?..

HALTERDE ARTIK DÜNYA ŞAMPİYONU BİR KIZIMIZ VAR !...
Güney Kore'nin Goyang Şehri'nde devam eden 77. Dünya Halter Şampiyonası'nda podyuma çıkan, Pekin Olimpiyat Oyunları'nın gümüş madalyalı ismi Sibel Özkan, silkmede altın madalya kazanarak sadece Dünya Halter Şampiyonaları'nda ülkemize ilk altın madalya kazandıran bayan sporcu olmakla kalmadı, Türk spor tarihine adını altın harflerle yazdırdı ve son günlerde daralan içimizi ferahlattı…

Olimpiyat Şampiyonumuz Nurcan Taylan ise üçüncü olarak kürsüyü tamamladı… İki kızımızın aralarına kara kedi değil, Çinli girdi…
Tebrikler… Tebrikler…

TARİHİ SKANDAL !...
Sadece spor kamuoyu değil Türkiye çok büyük, zincirleme bir skandalla çalkalanmaya başladı…

Almanya polisi, Türkiye'de 29 veya daha fazla maçın da içinde bulunduğu 200 maçı, şike yapıldığı ve 10 milyon avro haksız kazanç elde edildiği iddiasıyla soruşturma kapsamına aldı..

UEFA, durumu Türkiye Futbol Federasyonuna bildirdi ve toplantıya çağırdı…

İlk olarak AJANSSPOR’un sitemizde duyurduğu, rezalet ve ahlaksızlığın arkasındaki gizli güçlerin kimler olduğu en kısa zamanda ortaya çıkacak !...
Bir çok kişinin canının yanacağı bir gerçek ?...
Gelişmeleri en hızlı ve doğru AJANSSPOR’da takip edebilirsiniz !...

“OLİMPİYAT RÜYASI” UYANDIRDI…
Titizlikle hazırlayıp, spor kamuoyu ile paylaştığım, sporumuzun bence en önemli konusu olan Olimpiyat Oyunlarının ülkemizde yapılma olasılığını neredeyse ortadan kaldıran gerçeklerle ve örneklerle hazırladığım “OLİMPİYAT RÜYASI” dosyası tahminimin üzerinde ilgi gördü…

“Türkiye'nin yakın zamanda olimpiyatlara ev sahipliği yapacağını düşünüyor musunuz?” dev anketinde şu andaki sonuç aynen aşağıdaki gibi…

Evet 29,6%

Hayır 70,4%
Eğer sizde bu ankete katılmak isterseniz aşağıdaki linki kullanabilirsiniz…

http://www.ajansspor.com/genelsporhaberleri/Genel/h/20091118/olimpiyat_ruyasi.html

BAZI YORUMLAR
“Olimpiyat Hayali” Dosyama gösterilen büyük ilginin yanı sıra sevgili okuyucularımız tarafından yazılan onlarca ilginç görüş vardı…

İşte onlardan bir demet :
Biz önce kendi içimizdeki bir müsabakayı bile oynarken hazımsızlık sorunu yaşıyoruz. Önce o kültüre bir alışalım bakalım.

Henüz olimpik kültüre erişmiş seyircilere sahip değiliz.. Atletizm yarışmalarının boş tribünler önünde yaptığı bir organizasyon olacağına hiç gelmesin daha iyi.. Bu ülkede kaç kişi judo, tenis, jimnastik izlemesini biliyor?

Atletizm ülkemizde popüler değil. Olimpiyatların temelini atletizm oluşturur.
Dere yataklarına olimpiyat tesisleri yapmazsak eğer, olmaz mı ?...

Olimpik kültür, spor kültürü, fair play konularında maalesef bilinçsiziz. Toplum olarak futbol kültürü haricinde, spor kültürümüz yok. Düşünüyorum da Türkiye’de olimpiyat düzenlense kaç kişi kürek, eskrim, binicilik, okçuluk hatta yüzme müsabakalarını izlemeye gider. Bırakın bunları atletizm müsabakalarında bile yeterli ilgi olmaz.

İlk önce tüm spor camiasının kafalarını değiştirmeliyiz. Sonrası eğitim sisteminde çarpıklaşmayı düzeltmeliyiz. Bu spor zihniyeti değişmeden hiç bir şey olmaz. Önce olimpiyat eğitimi vermemiz gerekir.

Sporun sadece futboldan ibaret görüldüğü, spor kültürünün yanına yaklaşılmadığı, amatör dallara olan vurdumduymazlığın var olduğu güzel ülkeme bırakın Olimpiyatı, çekyat vermezler.

Devletlerin 4 senelik siyasi ve ekonomik ilerleyişi ile olimpiyatta kazandığı madalya sayısı doğru orantılıdır.

Ne İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ne de Hükümet bu yükün altından kalkamazlar. Milli Olimpiyat Komitesi acaba ne iş yapar? Bu kadar para oluk gibi onlara akıyor. Peki ama bu paralar nereye gidiyor? Bunun hesabını kamuoyuna versinler.

Ne yazık ki rüya görenler beraberlerinde kitleleri de kandırmaktadırlar. İşte rakamlarla gerçekler ortada. Çok acı ve üzüntü verici.

Eğer ki ülkemizde bir futbol stadı 17 yılda tamamlanıyorsa ve de açılması bazı siyasilerin vicdanına kalmışsa bize değil olimpiyat oyunlarına ev sahipliğini, elimize olimpiyat meşalesini bile vermez adamlar?

Ülkeyi yönetenler bu tarz hareketlere devam ederlerse memleket dünya haritasından silinecek. Dolayısıyla olimpiyatların gelmesi imkansız ötesi....

Meşalesi gelir, kendisi gelmez…

TMOK’NE ÖNEMLİ SORULARIMI TEKRARLIYORUM
Yazım önemli bir araştırma yazısı olması dolayısıyla, her ne kadar üyesiysem de (2000/689) bazı önemli bilgileri alma düşüncesiyle 3 ayrı zamanda sorularıma cevap ricasıyla başvurduğum TMOK (Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi) ne yazık ki bana şu ana kadar bir cevap verip, açıklamalarda bulunmadı… Buradan kendilerine bir kez daha ricada bulunuyorum…

Umarım başta sayın Başkan TOGAY BAYATLI olmak üzere aşağıdaki sorularıma en yetkili ağızlardan net cevaplar alır, buradan da aynen yayınlarım…
1) 2012 Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmak için talip olan İstanbul’un bu şansını değerlendirememesinin sebepleri, önem sırasına göre nelerdir ?...
2) Sizce, İstanbul’a ön inceleme için 17 delege ile gelen “IOC Değerlendirme Komisyonu”nun raporunun yeterli olmayışının sebebi nelerdir ?
3) Son, Pekin Olimpiyatlarında, Moğolistan, Kazakistan, Romanya gibi ülkelerin gerisinde sadece biri altın, toplam 8 madalya ile 37. sırada bitiren Türkiye’yi başarılı buluyor musunuz ?...
4) Olimpiyat Oyunları’nın İstanbul’a verilme şansını nasıl görüyorsunuz ?... İstanbul’un bu büyük organizasyonu her yönüyle (Tesis, Konaklama, Trafik, Alt Yapı vs…) yapabileceğine inanıyor musunuz ?...
5) Ülkemizde yaşanan, politik dengesizliğin, terörle mücadele yetersizliğinin, Emniyet Teşkilatının yeterli güçte ve donanımda olmayışının bu kararda rolü var mıdır ?...
6) “Olimpiyat Oyunları” denilince, akla gelen en önemli ferdi sporlar olan Atletizm'de, Yüzme'de, Jimnastik'te sporcu ve en önemlisi seyirci zafiyetimizin, yani ilgisizliğimizin de rolü var mıdır ?...
7) Özellikle başta Futbol ve Basketbol, son zamanlarda da Voleybolda gördüğümüz, anti sportif davranışlarda bulunan ve tribün terörü yaratan fanatik seyirci kitlesinin bir dezavantaj yarattığı fikriniz var mı ?...
8) 2016 Oyunlarına “Aday Ülke olmayışımız, sadece ev sahipliği sırasının Amerika Kıtasına gelmiş olması düşüncesi midir ?... Eğer öyleyse, bu düşüncenin ne kadar gerçek payı vardır ?...
9) 2016 için İspanya'nın Madrid, Japonya'nın Tokyo kentleri neden 4 aday arasında yer aldılar ?... Biz onlardan daha mı zekice düşündük ?... Yoksa aday olmamamızda yukarıda saydığım olası etkenlerin rolü mü var ?... 2020 için aday olacak mıyız ?...
10) Gerek 2012 ve 2016, gerek se 2020 için şimdiden bir planlama yapılmış mıdır ?... Yapıldıysa kimler bu planlamayı yapmışlar, ne gibi ön hazırlıklar düşünülmektedir ?...
11) Sizce 2020 Oyunlarının İstanbul’da yapılma yüzdesi nedir ?...
12) 2020 İstanbul’da yapılmasının belli olması halinde tesis, planlama ve sportif çalışmaların sizce ne zaman başlaması uygundur ?...
13) Sizce Olimpiyat Oyunlarında hedefimiz kaç madalya ile genel sıralamada neresi olmalıdır ?...
14) En ümitli olduğunuz branşlar hangileridir ?...
15) Voleybol’da ve Plaj Voleybolunda yer alma şansımızı nasıl görüyorsunuz ?...
16) TMOK olarak maddi olarak desteklediğiniz takım/sporcu bulunmakta mıdır ?...
17) TMOK’nin yıllık girdisi, çıktısı ve karı ne kadardır ?... Geliri nerelerden gelmektedir ?...
18) Bünyenizde muhtelif branşlarda yapılan çalışmalardan milli seviyeye gelmiş kaç sporcu vardır ?...
19) TMOK’nin bordrolu, yani maaşlı kaç çalışanı vardır ?... TMOK’nin kaç gönüllü çalışanı bulunmaktadır ?...
20) Ülkemizde gerek görevli, gerekse laboratuar donanımı ve kapasitesi açısından “Doping ile Mücadele” konusunda yeterli miyiz ?...
21) IOC bu konuda caydırıcı ne gibi çalışmalar yapmakta, kendisini yeterli görmekte midir ?...

GALATASARAY DA SKANDALLA ÇALKALANDI…
Spor kamuoyu, Basketbol tarihimizde olduğu kadar Galatasaray tarihinde de görülmemiş bir skandalla çalkalandı…
Galatasaray Spor Kulübü Erkek basketbol şubesinde spor ahlakı ve Galatasaraylılık Ruhu’yla bağdaşmayan bir olay meydana gelmiş, bir Galatasaray basketbolcusu yurt dışında yapılan özel maçlarda başka bir kimlikle sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Kulüpte çalışan bazı profesyonellerin isteği ve izniyle gerçekleştiği bizzat Galatasaray Spor Kulübü tarafından açıklanmıştır…

Galatasaray Spor Kulübü yaptığı yazılı açıklamada tüm spor kamuoyundan ve Türkiye’den özür dileyerek kendisine yakışanı yapmıştır…
Olay tüm basında detayları ile yer aldığı için tekrarlama lüzumunu hissetmiyorum…
İşin en düşündürücü yanı koskoca Galatasaray camiasının, üç-beş sahtekar yüzsüz çapulcu tarafından bu denli güç durumda bırakılması ve bu skandala alet olması, ve de koskoca Basketbol Federasyonu’nun bu skandala çanak tutması, tabiri caizse yemesidir !... Ayrıca şunun altını çizerek ifade etmek istiyorum… Dünyanın hiçbir yerinde verilen bir ceza hazırlık/özel maçlarla çekilmez !... Bu düpedüz saçmalığın daniskasıdır… Düşünün, bir kulübe seyircisiz oynama cezası veriliyor, veya benzer bir şekilde bir cezalı oyuncusu bulunuyor, kulüp de yedek takımını sahaya sürerek 2 alt kümeden bir takımla özel bir maç yaparak bu cezayı tamamlıyor ?... Bu nasıl adil bir ceza çekme olabiliyor, mantıkla izah edilebilir mi ?...

Galatasaray kulübü, kendisinden bekleneni yapmış, bu sahtekarlığın tepeden aşağıya tüm sorumlularını görevden uzaklaştırarak kapı önüne koymuştur…
Olayın kahramanlarının en ağır şekilde cezalandırılması kaçınılmazdır…
Bu arada olayda tuzu biberi olan, Türkiye Basketbol Federasyonu’nun da nasıl bir tutum izleyeceği merak konusu ?...
Her halde ortaya çıkıp, “Bizi de kandırdılar valla ?...” demeyecekler ?...

PEKİ BU DURUMDA NE OLACAK ?
Ceza yönetmeliğinde her ne kadar açık ve net olmayan resmi ve özel maç arasındaki boşluk varsa da bazı maddeler, ceza konusunda net fikirler vermekte…
Madde 35 -Kul1anmaya hakkı olmadığı lisansı ve sair belgeleri kullanarak yarışmaya katılan sporcular , üç aydan üç yıla kadar yarışmalardan men, katılmayı temin edenler ise bir yıldan üç yıla kadar hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar .
Madde 36 -Lisans veya herhangi bir belge üzerinde değişiklik veya sahtecilik yapan veya Teşkilatı kandıran veya gerçek olmayan evrak düzenleyen ve bunlar bilerek kullanan veya kullandıranlar bir yıldan üç yıla kadar yarışmalardan men ve o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar. Genel Müdürlük Ceza Kurulu ilgili teşekkülü iki aya kadar yarışmalardan men cezası ile cezalandırır. İlgililer mahalli Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur .
Madde 37 -Tek yarışmadan men cezasına rağmen oynayan, beklemesi gereken cezalı süreyi doldurmadan veya idari tedbirin tebliğine rağmen bu tedbir kaldırılmadan yarışmaya katılanlar veya bunu temin edenler üç aydan bir yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar.
Madde 38 -Hak mahrumiyeti cezası bulunduğu halde veya idari tedbir ile yarışmaya katılmaktan veya yönetmekten men edilmiş olmasına rağmen yarışmaya katılanlar veya yöneticilik yapanlar üç aydan bir yıla kadar yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti cezası ile cezalandırılırlar.
Ayrıca Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusu yapılması halinde TCK'nın 204, 205 ve 206. maddelerine göre, olayda suçu bulunanların 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası alma ihtimalleri büyük !...
Bu durumda Galatasaray Basketbol takımının oynadığı 5 maçtan hükmen yenik sayılması (2 hükmen yenilgi bile bu karara yeterlidir) ve de bir alt kümeye düşürülmesi gerekmektedir…
Tabi ki bu hiç de hoş bir durum değildir ?... Sonunda verilecek cezayı tüm Galatasaray kulübü çekecektir… Taraftarları üzülüp, kahrolacaktır…
Ne acı ?...

BAŞKANLAR ZİRVESİ
Küfür, fiili taciz ve darp ile yükselen şiddet olayları, artık sadece bir spor dalının sorunu olmaktan çıkmış, toplumu çok yakından ilgilendiren bir karakter biçimi yaratmıştır…
Yakın bir tarihe kadar bu tür olaylara alışık olmayan voleybol maçlarında bile artık sık sık şahit olduğumuz bu spor ahlakı ile bağdaşmayan davranışlar salgın bir hastalık misali gitgide yayılmakta ve kronikleşmektedir… Öyle ki, her an bir ölüm haberiyle karşı karşıya gelebilecek kadar tehlikeli bir tırmanış söz konusudur...
Alınması gereken tedbirler için Futbol, Basketbol ve Voleybol Federasyonları Başkanları bir araya geldiler ve ortak hareket etme kararı aldılar…
Ancak bence önce, kısa vadede, kanunların yetersizliği tamamlanmalı, ara boşluklar doldurulmalı, hükümlerinin hassasiyetle uygulanması gerekmektedir…
Daha önce ele aldığım ve yanlış olarak yorumladığım, Bakanlar Kurulu tarafından 28.04.2004 tarihinde kabul edilen ve 07.05.2004 tarihinde 25425 numaralı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, “Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair” 5149 sayılı kanun ve bu kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik uyarınca 2009-2010 sezonundan itibaren spor müsabakalarındaki güvenlik ve sağlık önlemlerinin kulüpler tarafından alınmasının zorunlu kılınması çok büyük bir yanlışlıktır ve derhal düzeltilmesi gerekmektedir… Müsabakalarda asayiş sadece güvenlik birimleri, yani emniyet tarafından sağlanmalıdır…
Yine önceki yazımda belirttiğim gibi uzun vadede küçük yaşlardan itibaren tahsil içerisine “Spor Kültürü” dersinin eklenmesi, yani eğitim içerisine alınması, bu konuda Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığının koordineli sıkı bir çalışma planına girmesi gerekmektedir…
Sonuç olarak en büyük ve radikal çözüm, polis zoru, güvenlik önlemleri değil, spor kültürü zenginliği ve yaygınlığı olacaktır…

GRİP VOLEYBOLA DA DOMUZLUK YAPTI…
Sporumuzda Arda Turan ile başlayan salgın gittikçe yayılmakta… Son saatlerde aldığımız haberler yüzlerce sporcunun da aynı teşhis ile yattığı yönde… Türkiye Voleybol Federasyonu, bütün dünyayı etkisi altına alan “Domuz Gribi” salgını ve bu hastalığın bulaşma hızını dikkate alarak Aroma Liglerinde üç maçı erteledi.

VAD BİR SEMİNERLE SUSKUNLUĞUNU BOZUYOR…
Voleybol Antrenörleri Derneği'nin (VAD) eğitim çalışmaları kapsamında Profesör Sedat Muratlı'nın anlatım ve sunumu ile yapılacak olan "Voleybolda Biyomekanik" konulu seminer, 29-30 Kasım tarihlerinde Burhan Felek GSGM Milli Takımlar Tesisi Seminer Salonu'nda düzenlenecek.

NEJAT SANCAK FARKI
NEJAT SANCAK…

O bugün Uluslar arası hakemimiz ÜMİT SOKULLU ile birlikte Türk voleybolunun gururu…
Hepimizin önünde ve üzerimizde bir kariyere sahip…
Kısa adı FIVB olan Uluslar arası Voleybol Federasyonu’nda Antrenör Eğitmeni… Yani hocaların hocası…
Yeni kurulan AVAD’ın (Avrasya Voleybol Antrenörleri Derneği) eğitim çalışmaları kapsamında düzenlediği, “Modern Voleybola Japon Yaklaşımı” konulu seminer için arkadaşı ve meslektaşı FIVB antrenör eğitmeni ve Suudi Arabistan Milli Takımı'nın Antrenörlüğünü yapmakta olan Japon Tatsuya Adachi’yi İstanbul’a getirdi…
18 Kasım Çarşamba günü Gençlik Spor İl Müdürlüğü Seminer Salonunda 3.5 saat süren seminere 35 kişi katıldı…
FIVB Antrenör Eğitmenimiz Nejat Sancak da destek verdi.
Kıymetini bilemediğimiz NEJAT SANCAK hoca ve ceza verdiğimiz Uluslar arası hakemimiz ÜMİT SOKULLU FIVB’in gözdeleri…
Kadrini bilemediğimiz Bayan Milli Takımımızın eski antrenörü ADNAN KISTAK Azerbaycan'ın Azarrail Bakü takımının başında…
Bayan Voleybol Milli Takımımızı Avrupa 2. yapan REŞAT YAZICIOĞULLARI, Üniversite Erkek Milli takımımızı UNIVERSIAD Şampiyonu yapan NEDİM ÖZBEY’in yerlerinde İtalyan antrenörler var !...
Yorum sizlerin ?...

NE VARSA “ESKİ DOSTLAR”DA VAR
Türk Voleybolu devamlı bir yükselişte…
Arada minik eleştirilerde bulunuyoruz ama Türkiye Voleybol Federasyonu takır takır çalışıyor, yapılmamışları yaparak, tutkun olduğumuz, hatta bir ömür adadığımız bu dalın önünü bir taraftan açarken, alt yapı mimarisinde de önemli rötuşlar yapıyor… Ancak, bir gurup var ki, tamamını bu dalın bilirkişisi özel insanlardan oluşturmakta… Hepsi Türk Voleybolunun birer kilometre taşı… İçlerinde küsüp köşelerine çekilmişler var !... Başta TVF olmak üzere, kimse bu cevherlerden yararlanmayı düşünmüyor ?... Hatırlarını soran yok !...
Ama onlar hep var !... Hem de en tepede, en onurlu mertebede…
Kimler geldi, kimler geçti ama onlar hep dimdik ayaktalar…
Voleybolumuzun bu değerli kurmayları her ay, aralıksız, bir yerlerde toplanırlar…
Konuları hep voleyboldur… Onlar için yemek, içmek gibi bir vazgeçilmez olan Voleybol her ay, ne kadar sağlıklı olursa olsun masaya yatırılır, muayene edilir…
Esas orasıdır voleybolumuzun kalbi… Orada atar nabzı…
İşte, her ay olduğu gibi gene BÜLENT MERİÇ’in evinde toplanıldı…
Neler konuşuldu neler ?...
Hepsi de voleybolun zirveye kararlı adımlamasının yanında kararan ruhundan, vefasızlığından, ilgi ve saygı eksikliğinden rahatsızdı… Ve bu rahatsızlık gitgide kronikleşmekteydi…
Haksız olmadıklarını en iyi bilenlerdenim…
Allah hepsine uzun ömür versin !...
Bu camia hepsini çok arar ?...

OYLAMADA SON DURUM:
Voleybol oyun kuralları değişikliği önerimle ilgili olarak voleybolun önde gelenleriyle yapmakta olduğum, halen de devam eden mini ankette son durum şöyle :
1) Plaj voleybolunda müsabakaların 3 kişilik takımlarla oynatılması… (62 EVET) (10 HAYIR)
2) File yüksekliklerinin erkeklerde 2.60’a, bayanlarda ise 2.35’e veya yakın seviyelere çıkarılması… (60 EVET) (12 HAYIR)
3) Sayılara farklılık getirilmesi… Voleybolun zorlukla ve özel becerilerle elde edilen sayılarının, diğerlerinden daha faklı değerlendirilmesi... Örneğin, smaç servis hiç kimseye değmeden yere düşüp sayı olmuşsa (Ace), o takıma 1 değil 2 sayı, bloktan top yere direk düştüğünde, bloğu yapan takıma gene 2 sayı verilmesi… (57 EVET) (15 HAYIR)
4) Arka bölgeden yapılan atakların 3 metre yerine, 4 metreden yapılması... Veya üç metre çizgisinin dış yan çizgilerden başlayarak, ortada (6 no) 4-4,5 metreye varan bir yay halinde çizilmesi… (56 EVET) (16 HAYIR)
5) Smaç servislerin, 10-11, hatta 12 metreden atılması… Bu alanın, servisçiler için, 9 metre çizgisine paralel kesik çizgilerle belirlenmesi… (52 EVET) (20 HAYIR)
6) Servisin filenin üst bandına teması ile rakip sahaya düşmesi halinde, sporcuya belirli bir zaman dilimi içinde ikinci bir servis atma hakkı tanınması… (42 EVET) (30HAYIR)
7) Salonda ve plajda müsabakaların süre ile sınırlandırılması… (40 EVET) (32 HAYIR)
8) Müsabakaların 7 oyuncu ile oynanması… Yani Liberoların hep oyunda kalması… (38 EVET) (34 HAYIR)

PEYNİR ALTI SUYU TOZU
Şimdi içinizde birçoğunuz bu ara manşete bakıp da bu konunun burada ne işi var demeyin ?...
Memleketimizde her türlü sahtekarlığa alıştık !...
Spor sahtekarlığı ile başladık ama, diğer sahtekarları da burada anmazsak haklarını yemiş oluruz (!) diye düşündüm ?...
Geçenlerde bir ana haber bülteninin yarısı sahtekarlıklarla doluydu…Bir ana haber bülteninin yarısının malzemesinin sahtekarlık olması ne üzücü, ne düşündürücü ?...
Gerçekten de “Sahtekarlık”ta dünyada hatırı sayılır ülkelerden biri olduğumuz kesin !...
Adamlar, basit makinelerle şakır şakır 100’lük, 50’lik, 20’lik banknot basıyorlar !...
Bizim gibi obez milleti, ellerinde sözde bitkisel haplarla, yani yararı olmayan otlarla zayıflatma garantisi veren pişkin markalara ne demeli ?...
Başkasının lisansıyla tanınmış sporcusunu salakça oynatanlar, koca bir kulübün sözde yetkili kurmayları ?...
Oy sandığında bile “Hokus pokus” yapanlar içimizde sırıtarak dolaşmıyorlar mı ?... Yabancı parfüm şişesinin içine çay suyu koyup, bir güzel ambalajlayıp satan seyyar satıcılar cirit atıyorlar…
Dana eti diye buffolo eti yemediğinizi iddia edebilir misiniz ?... Peki ya “Veliefendi” sucuklarını ?...
Sporda sahtekarlık olur da ticarette olmaz mı ?...
Hele hele gıdada ?...
Peynir üretiminde kalan su sıcak plakalara püskürtülüyor, buharlaşma sonucu elde edilen peynir altı suyu tozu bisküvi ve kek sektörünün birinci sınıf dolgu maddesi…. Üstelik çok ucuz… Kg fiyatı sadece 50 krş…
Bir tanınmış firmanın “peynirli çizi”sinde peynir olduğunu zannedenler yanılmaktalar ?...
Cicili bicili kraker, bisküvi, kek gibi paketlerin üzerindeki gıda maddelerini hiç okuyanınız var mı ?...
Ben hemen açıklayayım…
Un, yumurta, yağ ve şeker dışındaki katkı maddelerini ve zararlarını eminim bileniniz çıkmaz…
Her şey yenilen şeyi ucuza getirmek, uzun ömürlü olmasını sağlamak için seferber edilmekte...
Düşünün bir kere ?...
Katkı maddeleriyle maliyetleri düşürülen bu tip ürünler, ambalaj, üretici karı, nakliye, toptancı ve satıcı karı eklenip nasıl 50 kuruşa, 75 kuruşa satılıyor hiç düşündünüz mü ?...
“Hayır” ise, iyi anlayarak okumamışınızdır ?...
Zira cevabı yukarıda…

Yakında sizlerle bir bomba dosyayı daha paylaşacağım !..

“DOPİNG”…
Eteğinizde bizim bilmediğimiz aykırılıklar varsa bana yazın !... Belgeler varsa da ekleyiniz !...
e-mail adresimi biliyorsunuz…
epirden@yahoo.com
Son olarak tüm öğretmenlerimizin şimdiden anlamlı günlerini saygı ile kutluyor, ellerinden öpüyorum…
Beni ben yapan Türkçe hocam HAYDAR NAMİ EDİSKUN ve Edebiyat hocam SABRİ ALTINEL’i bir kez daha şükranla ve rahmetle anıyorum…
Sevgiyle kalınız !...

YORUM EKLE
Yorumunuzu eklemek için tıklayınız.
Hasan Uğur Epirden Son Yazıları
Reklam
Ajansspor Tüm Yazarlar