Ajansspor.com - Anında, Tarafsız Spor Haberleri
   GÖZDEN KAÇIRMA : Spor Toto Süperlig | Puan Durumu | Süper Final Şampiyonluk Grubu | Süper Final Avrupa Ligi Grubu |

Sponsorsuzluk sendromu..

Tarih09 Nisan 2010 , 20:09

AMATÖR SPORLARIN ÇİLESİNDE SPONSORSUZLUK SENDROMU..
Ülkemizde spor deyince akla illaki futbol gelmekte... Biraz voleybol ile basketbol... Gerisi üvey evlat!
Gazeteler sayfalarının, televizyonlar 58 ana branşlı spora ayırdıkları zamanın büyük bir kısmını futbola ayırmakta, büyük bir çoğunluğu ise geri kalan 57 spor dalının isimlerini bile anmamaktadırlar... Sporseverlerin büyük bir çoğunluğu 3-5 spor dalının dışına çıkmamakta, azımsanmayacak bir gurup da iddia ediyorum, Badminton, Beyzbol ve Softbol, Bocce ve Bowling Dart, Briç, Buz Hokeyi, Çim Hokeyi, Dağcılık, Dans, Doğa Sporları, Hapkido, İzcilik, Kuraş, Kano ve Rafting, Kick Boks, Modern Pentatlon, Muay Thai, Offshore, Sutopu, Senkronize yüzme, Serbest Dalış, Oryantiring, Satranç, Triatlon, Vücut Geliştirme, Wushu gibi spor dallarını tanımıyor...
Bu spor dallarına gereken önem ilgi ve destek verilmemekte, sanki sporun dışına itilmektedir...
Peki göklere çıkarılması gereken Kenan Sofuoğlu’nu kaç kişi hangi sporu yaptığını biliyor?...
Buz Okeyi liginden, Ulusal ve Uluslar arası Dans Yarışmalarından haberdar olan, Avrupa Plaj Voleybolu Merkezi’nin Alanya’da bulunduğunu, her yaz binlerce plaj voleybolu çiftinin Alanya Kastalia Tatil Köyü’nde, Side Golden Coast Oteli’nde kamp yapmasına rağmen bu takımlardan istifade edilemediğini bilen kaç kişi vardır ?...
Ülkemizde spor politikası yoktur... Devlet desteğinden de bahsedilemez... 600 sayfadan oluşan Hükümet programında, spora ayrılan kısmın sadece yarım sayfa olduğu bir ülkede, sponsor desteği de teğet geçtiği ifade edilen (!) krizden, tuş olmuş ekonomimizde var olma mücadelesi veren firmaların kapsama altı dışında kalmıştır...
Bu çarpıklık ve zafiyet gitgide daha da kronikleşmekte ve de sporumuz, gelişmiş ülkelerlerin koşullarının daha da altında kalmakta, futbol, büyük sponsor desteği alan yatırımcı kulüplerin desteklediği voleybol ve basketbolumuzun dışında hiç bir spor dalı gelişememektedir...
Üç tarafı denizlerle çevrili cennet ülkemizde doğru düzgün bir yüzücü, bir kuleden atlamacı, bir senkronize takımı, bir yetişkin plaj voleybolu takımı bulunmamaktadır...
Doğu Anadolu’muzda 8 ay yoğun kar altında kalan dağlarımızda standartlara uygun tek bir tesisimiz, dolayısıyla bir kayakçımız, bir kızakçımız bulunmamaktadır...

VOLEYBOL GÜNDEMDE ZİRVEDEYDİ...
Futbol ile dolu hayatımızda uzun zamandır ilk kez Voleybolumuz, Fenerbahçe Acıbadem’in büyük başarısı ile gündem yarattı ve zirve yaptı...
Ülkemizde Futbolun abartılı süksesi beraberinde iflah olmaz bir spor basını ve medyası yaratmıştır... Basketbol ve Voleybol uzak ara gerisinde kalmışken, diğer spor dalları küçücük haberlerle, çoğu kez görüntüsüz, büyüteçle arayıp, bulabileceğimiz aralara bir yerlere sığınabilmektedir...
İşte son örnek, haltercilerimizin Avrupa Şampiyonası’ndaki rekorlu şampiyonlukları, aldıkları altın madalyalar, kürsülerinde söylettikleri “İstiklal Marşı”mız...

VOLEYBOLDA SON HABERLER...
* Ziraat Bankası, Aroma Erkekler Voleybol 1. Ligi Plaj-Off Yarı Final 3. maçında, konuk ettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni 3-1 mağlup etti ve seride 3-0’ı yakalayarak ilk finalist oldu…
* Fenerbahçe de, az önce tamamlanan maçta Arkas sporu 3-2 yenerek 3-1’lik seri sonucu finale çıkan 2. takım oldu... Finalin adı : Ziraat Bankası – Fenerbahçe...
* Teledünya Bayanlar Türkiye Kupası Yarı Final ikinci maçında Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom, konuk ettiği Nilüfer Belediyesi'ni 3-0 yenerek finale yükseldi. Diğer finalist, ikinci maçında da rakibi Eczacıbaşı Zentiva'yı gene set vermeden 3-0'lık sonuçla yenen Fenerbahçe Acıbadem... Bu maçın en ilginç yanı, Sarı meleklerin rakiplerini 2. sette sahadan 25-9’luk skorla ezerek silmesiydi... Finali Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom - Fenerbahçe Acıbadem oynayacak !...
* Sahalarda görmek istediğimiz büyük bir centilmenliğe şahit olduk !... Teledünya Bayanlar Türkiye Kupası Yarı Final ikinci maçında Fenerbahçe Acıbadem'in konuğu olan Eczacıbaşı Zentiva, karşılaşma öncesi yapılan seramonide "Avrupa Şampiyonlar Ligi İkincisi Fenerbahçe Acıbadem'i Kutlarız." yazılı pankart açarak rakibini Avrupa'daki başarısından dolayı kutladı... Fenerbahçe Acıbadem taraftarları da, bu nazik kutlamayı, karşılaşmanın ardından Eczacıbaşı Zentiva takımını tribünlere alkışlarla çağırarak jeste centilmence cevap verdiler... Duygu dolu, imrenilecek bir tabloydu...
* Aroma Erkekler Voleybol 1. Ligi'nin güçlü ekiplerinden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Antrenörü Nedim Özbey, maçlar oynanırken oyuncularına çeşitli takımlardan transfer teklifleri geldiğini, sporcularının hendilerine bağlı ve düzgün karakterli olsalar da bu gibi durumlardan ister istemez psikolojik olarak etkilendiklerini öne sürdü, bu durumdan dolayı çok kızgın olduğunu belirtti, bazı antrenör ve yöneticileri delikanlılığa davet etti...
* Genç Erkek Milli takımımız, Portekiz'in Lamego kentinde yapılan Avrupa Şampiyonası’nda fırtına gibi esiyor... 2. Ayak elemelerinde ilk gün Ukraynayı 3-1, ikinci gün de Hırvatistan'ı 3:0, bugün de Estonya’yı 3-0 yenerek grup liderliğine yükseldi... Cumartei Finlandiya, Pazar günü de Portekiz ile karşılaşacak olan takımımızın finallere adını yazdırmasına sadece 2 maç kaldı...

MEMET FUAT ANILIYOR...
Türk voleybolunun unutulmaz antrenörü ve Türk Edebiyatının büyük ismi Memet Fuat (Bengü) adına konulan “Genç Şiir Ödülü” ve “Eleştiri – İnceleme – Deneme – Yayıncılık Ödülleri” 2009 10 nisan cumartesi (Yarın) İstanbul Bilgi Üniversitesi E1-301 Salonu’nda veriliyor... Çok titizlikle hazırlanan “Ödül ve Anma Töreni” vesilesiyle üstadı bir kez daha rahmet, sevgi ve saygı ile anıyoruz...

CENGİZ TOKGÖZ’DEN ÇARPICI AÇIKLAMA...
FB TV'de "Yabancı sinek giremez" denilirken, Fenerbahçe maçı öncesinde Galatasaray kaptanı Can Ayvazoğlu ile Fenerbahçe kaptanı Barış Özdemir'i Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın ortasında röpörtajını yapan benim. Şimdiki gibi "Yalarım, yutarım" diyenlere karşın, oraya Eczacıbaşılı, Vakıfbank Güneş Sigortalı voleybolcuları da sokan benim. Herkes bilir FB TV'deki "Kırmızı" yasağını. Plaj Voleybolu'nun en büyük ismi Hasan Epirden bir programa gelmeden önce  telefon etti ve "Ne giyeyim" dedi. ben de "Sana kırmızı çok yakışıyor" demiştim. belki de Hasan Epirden, FB TV'de kırmızı ile görünen ilk ve son konuk oldu. medeniyet işe. bayrağımızın rengine ambargo var. Ama bu, Galatasaray'da da "Lacivert" olarak ambargo imiş.
Bu paragraf Türk Voleybolunun duayen gazeteci/yazarı Cengiz Tokgöz’ün “Mayın Tarlası” sitesindeki son başyazısından alınma...
Sporumuzda, erdemli, ahlaklı, “Fair Play”e bağlı, sevgi, kardeşlik, dostluk olguları içerisinde, centilmenlik ayrıcalığı içinde görmek istediğimiz kamuoyuna örnek olup, yön verecek kulüp başkanlarımızın ve idarecilerimizin büyük bir çoğunluğunun dar ve zayıf kafaları içerisinde oluşturdukları aykırılık ve aymazlığın minnacık ama çok çarpıcı örneklerinden birisini dile getirdiği için Tokgöz’e teşekkür ediyorum...
Benim, bayrağımızın rengi kırmızı tişortla FB TV’ye çıkmamın bir “Yaşanmamış olay” olarak tarihe geçmesi beni sevindirmez, “Epirden Hoca”lığımı da yüceltmez...
Evet, ben de dünyaya geldiğim andan itibaren, Galatasaray’ın eski unutulmaz Milli futbolcularından “Bombacı” Münevver’in oğlu olarak Galatasaraylıyım... Ama tüm kulüplere çok büyük saygım var, tıpkı geçen gün, Sarı Meleklerin başarısındaki mutluluk gözyaşlarımla doruklara tırmanan sevincim olduğu gibi başarılara, doğrulara daima alkış tutan, tutmaya da devam edecek bir kişiliğim var !...
Bu yüzdendir, yanımda, karşımda, yakınlarda, uzaklarda tüm sporseverlerin birbirlerini kucaklamalarını beklemem...

VOLEYBOLDA “BİR BİLEN”: ALEV ANAKÖK…
Bugün sizlere voleybol camiasında hemen hemen herkesin sevgisini ve saygısını kazanmış bir arkadaşımdan söz etmek istiyorum…
O bir duayen…
O voleybolumuzun “Bilirkişi”si… Emektarı, sevgilisi…
50 yıla, yani yarım asra dayanan voleybol kariyerinde neler görmüş, neler geçirmiş ?... Sevinmiş, üzülmüş, daima ekmeğini bölüşmüş, sorunlara ortak olmuş, herkesin yardımına koşmuş, bunların hiç birinden bir gün bile şikayet etmemiş bir fenomen… İtalyan Lisesi orta, Suadiye Ticaret Lisesi, Gazetecilik Yüksek Okulu tahsili’nin çok çok üzerinde, abartmadan saydığım bir voleybol tahsili var…
Hobileri : Tabii ki Voleybol, Müzik dinlemek, kitap okumak, seyahat etmek…
Fobileri : Yükseklik korkusu (Uçak vız geliyor…), kapalı yerde kalma…
Sevdiği yemek, makarna ve köfte… Nedense kapuska ve pırasadan nefret ediyor…
İyimser bir mizacı var… İnsanları çok seviyor… Kendi deyimiyle, herkese güvenmekte, bu sebepten dolayı hayatta çok kazık yediğini itiraf ediyor…
1964-65 sezonu Türkiye Genç Erkekler Türkiye Şampiyonu Galatasaray’ın önemli oyuncularındandı… Unutamadığı takım arkadaşları, Kazım Güleken, Rıza Kurtul, Mustafa Pişkin, Haydar Sezgin, Mazlum Kiper ve kaptan Saffet Eraybar… Gelmiş geçmiş 2 büyük hocadan biri olarak nitelendirdiği Değer Eraybar o takımda ilk hocası… Diğer büyük antrenör olarak Mehmet Fuat Bengü’yü göstermekte…

İlk çalıştırdığı takım, Maltepe Genç Erkek… Onu Galatasaray Yıldız ve Genç, Galatasaray Lisesi Lise ve Orta takımları takip etti… Daha sonra, sırasıyla İstanbul Üniversitesi, Notre Dame De Sion’un Lise ve Türkiye Şampiyonu Orta takımlarının antrenörlüğünü yaptı… Notre Dame De Sion Orta takımının bu büyük başarısında Orhan Utkan’ın yetiştiricilik payını da “Es” geçersek ayıp etmiş oluruz… Sonrası Fenerbahçe Bayan Voleybol, İstek Vakfı ve Arçelik Erkek takımları antrenörlüklerinde bulundu… Antrenörlük kariyerini Yıldız Bayan Milli Takımımız ile taçlandırdı… Yıldız Kızlar Dünya 6.lığı ve Ankara Pazarları A Bayan Voleybol Takımı ile Avrupa 4.lüğünde pay sahibi...

Ülkemizin gelmiş geçmiş en büyük voleybolcuları olarak Değer Eraybar, Semih Oktay ve Deniz Dosdoğru’yu gösteren Anakök, voleybolumuzdaki en büyük başarının A Bayan Voleybol Milli Takımımızın Avrupa ikinciliğini vurguluyor…
Alev Anakök, aynı zamanda kısa adı VAD olan Voleybol Antrenörleri Derneği’nin kurucu üyesi, Gazetecilik kariyerine 1969’da Yeni Gazete ile başlayan Alev Anakök, sırasıyla Ekspres, Haber, Vatan, Politika, İstanbul’da devam etti… 23 Yıldır da aralıksız Cumhuriyet’te yazıyor, birçok dergi ve web sayfasında köşesi var… Ayrıca naklen TV yayınlarının da olmazsa olmaz, vazgeçilmez yorumcusu… Uğur Mumcu’yu yere göğe sığdıramamakta ve onu gazeteciliğin sembolü olarak göstermekte…

ERDOĞAN ARIPINAR AĞIR KONUŞTU…
TMOK’un en eski üyelerinden, AOH (Akil Adamlar Olimpik Hareketi) mensubu Erdoğan Arıpınar TMOK Başkanı Togay Bayatlı hakkında ağır konuştu…
“İstifanın erdemi” adı altında yaptığı açıklamasını bilgilerinize sunuyor, takdiri sizlere bırakıyorum…
“Türkiye’nin dünya sporuna adını yazdırması için bir olimpiyata ev sahipliği yapması şart. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin (TMOK) efsane Başkanı merhum Sinan Erdem’le bu heyecanı yaşadım. Moskova’daki oylamada İstanbul Paris’i geçti. Çin bir adım öndeydi. Araya giren bir gece ne olduysa oldu. Ertesi günkü oylamada Pekin olimpiyatı aldı.
Türkiye bir olimpiyatı nasıl alır? Başta Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin candan çalışması, hükümetle uyum içinde olması ve toplumun güvendiği bir başkan ve yönetim ile. Peki, biz bugünden 2020 Yaz Olimpiyatı’na aday olmayı düşlerken, Sinan Erdem’den sonra 6 yıl içinde hiçbir olimpiyata aday olamayan TMOK’un bugünkü başkanı Togay Bayatlı ne diyor?
694 üyesi olan Olimpiyat Komitesi’nin yollanılan özel otobüslerle, ricalarla mali kongresine katılan, ancak 203 üyesinin önünde “Ben bugün istifa edecektim. Amma dönem sonunu bekleyeceğim” diyor. Sonra da medyaya “2020’den ümidim yok” diyor.
Yani, bugünden kendini emekliye ayırmış bir başkandan biz olimpiyat atılımı mı bekleyeceğiz 2008 Pekin Olimpiyatı’nda madalya kazanan Elvan’a şeref turunda Türk bayrağı verilememesi üzerine, kendisini ağlayarak telefonla arayan vatansever Hadi Türkmen’e “Ben yoruldum. Şimdi Güney Çin denizinde dinleniyorum, haberim yok” diyen, 2010 Vancouver Kış Olimpiyatları’nda temaslar yapması gerekirken, Amerika’nın sıcak denizlerinde gezmeye giden ve Fanatik gazetesinde manşet olan, şimdi de emekliliğini ilan eden bir başkanla biz olimpiyat alabilir miyiz? Tabii ki kocaman bir hayır!
Akil Adamlar Olimpik Hareketi’ni kurmak zorunda kalan ülkeyi seven TMOK üyeleri olimpiyat için gönüllü çalışmak üzere bayrak açarken, güvenoyundan çekinerek; onların önünü kesmeye çalışan, sonunda 101 yıllık tarihinde ilk defa TMOK’un mahkemeye taşınmasına sebep olan bir başkan ve yönetimle Türkiye nereye kadar yürümeye tahammül edecektir
Başaramayınca istifa etmek de bir erdemdir. Bu yolu seçmek de ülkeye hizmet sayılır. Tabii anlayabilenler için...”

TMOK’A BİR ŞEYLER ANLATMAYA ÇALIŞMIŞTIM…
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin 10 yıllık bir üyesi olarak bazı hayalci arkadaşların (!) aksine Olimpiyat Oyunlarına ülkemizde, İstanbul’da ev sahipliği yapmamızın ne kadar imkansız olduğunu 18 kasım 2009 tarihinde AJANSSPOR’da yayınladığım bir dosya ile anlatmaya çalışmıştım… (http://www.ajansspor.com/yazarlar/hasanugurepirden/h/20091118/olimpiyat_ruyasi.html) Olimpiyatların en önemli ana branşları olan Atletizm, Yüzme ve Jimnastik’te (3-4 sporcumuz dışında) sıfırız… Üstelik bu branşlarda seyircimiz bile yok ?... Biletleri en çabuk tükenen plaj voleybolunda ise emekleme dönemindeyiz ve de önümüzde uzun bir toparlanma, ardından hedeflenen noktaya yani seviyeye ulaşma süreci var !... Ulaşım, konaklama, trafik,güvenlik, sağlık, kadro, alt yapı sorunlarını dile getirmiş, hatırlanacağı üzere TMOK Başkanı Togay Bayatlı’ya 21 soru sormuş, kamuoyunu aydınlatması ricasında bulunmuştum… Ancak Bayatlı Başkan, beni kale almadığından (!) veya soruları zor bulduğundan (!) olacak sessizliği tercih etmişti… Yani kısacası… TMOK’A BİR ŞEYLER ANLATMAYA ÇALIŞMIŞTIM… Anlamak isteyenler anladı…

SPORCUYA DAYAK CEZASI VE KAHRAMANLARI...
Son zamanlarda birbiri ardına duyduğumuz, hatta görüntülerini izlediğimiz dayak olayları karşısında kanımız dondu…
Engelliler Basketbol maçı sonrası sporcu tartaklayan, tokat atan sözde kulüp Başkanı, atletizm yarışmasında sporcusuna dayak atan sözde yönetici iğrenç görüntüleriyle sinir kat sayımıza tavan yaptırırken, sporun erdemine balta vurdular ve ayıplandılar… Bu tip aykırı insanların sayılarının sporumuzda endişe verecek kadar çok olduğunu biliyorum… Bu tip tacize uğrayan, hakkı yenmiş sporculara bir çağrım var !... Bana yazsınlar !... En doğal araştırmacı gazetecilik hakkım olan incelememi yaptıktan sonra bu yüzsüzleri toplum önünde afişe etmeyi taahhüt ediyorum… Federasyonları bu densizleler hakkında, vazifeye çağırıyor, en ağır şekilde cezalandırılmasını bekliyorum… İşte son günlerin 2 çirkin kahramanı : Kırklareli Bedensel Engelliler Kulübü ikinci başkanı Erol Gökçe… Tokat Emniyet spor polis memuru yöneticisi Abdullah Yılmaz…

“KURTULUŞ SAVAŞI” İBARESİ KİMİ RAHATSIZ EDİYOR ?...
Devlet Planlama Teşkilatı ile Devlet Personel Başkanlığı’nın görüşlerine dayanan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 24/2/2010 tarihli ve 398758 sayılı yazısı üzerine, 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (d) bendine göre, Bakanlar Kurulu’nca 11/3/2010 tarihinde kararlaştırılan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın taşra teşkilatında yer alan “Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Müzeleri Müdürlüğü”nün adınının “Cumhuriyet Müzesi Müdürlüğü” olarak değiştirilmesi hususu 7 Nisan 2010 tarih ve 27545 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiş bulunuyor…
Dikkatimi çeken, teşkilatın isminden “Kurtuluş Savaşı” ibaresinin çıkartılması...
“Kurtuluş Savaşı” ibaresi kimleri rahatsız etmiş olabilir merakı ve de doğal milliyetçilik hassasiyetiyle Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı aradım… Verilen öneri (!) ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü’ne yönlendirildim… Ama genel Müdür Ökkeş Dağlıoğlu’nun bu tip uzman sorulara (!) cevap vermediği sekreteri tarafından açıklandı ve müşavir Yelda Akaras’a havale (!) edildim…

Yelda hanımın sekreteri tarafından detaylı kimlik taramasından geçirildikten sonra Yelda hanımın cep telefonuyla görüştüğü ve beni arayacağı, daha sonra da aradığımda da yemekte olduğu öne sürüldü… Oysa daha mesai saatindeydik… Bu kez yemekten sonra mutlaka aranacağım iddia edildi… Ama o öğle yemeği bitmek bilmedi ?... Aranmamamın kökeninde verilecek mantıklı bir cevap olmayışının rolünün büyük olduğunu sanıyorum !... Hala cevaplarına açığım… Bu köşemde de yayınlarım…
Böylece merakım giderilememişliğiyle kaldı mı dersiniz ?...
Ebubekir Kani, şair ve yazar olarak unutuldu ama "Kırk yıllık Kani, olur mu Yani" sözü Türkçe bir darbımesel olarak dilerde yaşıyor...
Nedense birden hatırlayıverdim...

İNSAN OLMAKLA OLMAMAK ÜZERİNE…
Kargaşa, kaos ve didişme dolu hayatımızda bazılarımız insanca düzgün ve onurlu yaşamaya ve yaşatmaya gayret ederken, bir diğer kısmımız da misyonunu fesatlık, hainlik ve kötülük üzerine kurmuş, en ufak bir anlık rant uğruna zarar verme içgüdüsüyle hareket etmektedir…

Zamanımızın artık bir elektronik iletişim çağı olması ve yarattığı dev sektörün hayatımızın bir parçası haline gelmesi, beraberinde bazı problemleri de karşımıza getirip dikmiştir…

Bu alanda da kah ucuz kahramanlıklarla, kendi hendini tatmin gayreti içerisinde oluş, kah sanayileşen bu dev pastanın işlevini bozarak beraberinde tamir edici ve önleyici bir yan sanayi kurma düşüncesi ve hırsı, sayıları azımsanmayacak virüs bulaştırıcılarını ve de “hacker”larını da birlikte yaratmış bulunmaktadır!
Bunun bir örneğini geçenlerde dünyaca ünlü LE MONDE gazetesinde okudum ve de doğrusunu söylemem icap ederse irkildim...
Dünyada her gün gönderilen spam (virüs) sayısı 200 milyar civarındaymış ?... Üstelik bu spamların en fazla gönderildiği üç ülkeden birisiymişiz ?... Başı Amerika Birleşik Devletleri % 17,5 çekmekte, hemen arkasından % 7,8 ile Rusya ve % 6,9 ile ülkemiz gelmekteymiş ?...

Bu ürkütücü rakamların yol açtığı arızalar ve bozukluklar, internet sektöründe “Antivirüs Programları” ile ciddi bir onarım ve korunma pazarı yaratmıştır… Ancak bu Pazar mevcut virüslere karşı tedbir alana, yani tabiri caizse hastalığa çare bulana kadar, karşı taraf da boş durmamakta yeni mikroplar, yani virüsler yaratarak öncülüğü elinde bulundurmaktadır…

Bu durum sporumuzda da, çağımızın belası, sporun erdemini allak bullak eden “Doping” belası içinde de yer almaktadır… Bir yandan “Doping” ile mücadele sürer, doping sayılan maddeleri alanları tespit edici farmakolojik bulgular geliştirilirken, “Doping”i çözen ve saptayıp, ortaya çıkaran bu solüsyonları nötralize eden, yani sıfırlayıp, görülmemesini sağlayan veya daha geliştirilmiş, mevcut mücadeleyi saf dışı bırakabilen maddeler üretilmekte, bu sektörde maalesef sporun ruhuna ihanet eden çok üst düzeyde farmaloglar kullanılmaktadır…

Bu örnekleri çağımızda hukukta, tıpta, spor yöneticiliğinde ve özellikle politikada artık daha sık görmekteyiz… Düzgün ve dürüst insanlar gittikçe azalmakta, karmaşa ve haksız yollardan rant elde edenlerin ve/veya bundan sadistçe zevk alıp, tatmin olanların sayısı süratle artmaktadır…

Ancak şu çok iyi bilinmelidir ki, insanlık onuru ve asalet her şeyin üzerinde yer almaktadır !... Kanımca gerçek zenginlik budur !...
Çevrenizin bu erdem kuşağına sahip kişilerden oluşmasını diliyorum…

TEBESSÜM MOLASI…
Ufak tefek yaşlı bir kadın iki plastik torba taşıyarak caddede yürüyormuş…
Torbalardan biri delinmiş ve 20 dolarlıklar uçuşmaya başlamış…
Polisin biri kadını durdurup, sormuş…
"Ham'fendi torbadan paralarınız dökülüyor ?..." demiş…
"Kahretsin !.." diye cevap vermiş kadın…
"Uyardığınız için sağ olun… Ben şimdi dönüp toplarım onları..."
"Bir durun bakalım ! O kadar para nereden geliyor ?... Çaldınız mı yoksa ?..."
"Yok canım !..." demiş kadın… "Benim bahçe stadyum parkına bakıyor… Orada arada sırada araçlarda parti veriyorlar… O partilerden çıkan adamlar çoğunlukla benim çiçek tarlalarımı tuvalet olarak kullanıyor... Ben de elektrikli testereyle çalıların arkasında bekliyorum… Onlar işlerini görmeye hazırlandığı anda benim kesiciyi çalıştırıp, ya 20 dolar verirsin ya da senin ki uçar gider diyorum !..."
"Vay be!" demiş polis sırıtarak...
"İyi fikirmiş be... Peki öbür torbada ne var ?..."
Yaşlı kadın cevap vermiş…
"Eee... hepsi ödemiyor tabii…"

YORUM EKLE
Yorumunuzu eklemek için tıklayınız.
Hasan Uğur Epirden Son Yazıları
Reklam
Ajansspor Tüm Yazarlar