Ajansspor.com - Anında, Tarafsız Spor Haberleri
   GÖZDEN KAÇIRMA : Spor Toto Süperlig | Puan Durumu | Süper Final Şampiyonluk Grubu | Süper Final Avrupa Ligi Grubu |

Spor salonları oyuncak oldu..

Tarih18 Eylül 2010 , 01:44

ANLAMLI MEKTUPLAR…

MEKTUP 1 : (İnternet ortamında mail kutuma düştü…)
“Sayın Hasan Uğur Epirden abimiz bu konu üzerinde çok durdu, fakat gerekli cevapları alamadı ve konu kapandı.. Kasım 2010 itibari ile okul spor salonları tekrar açılıyor. Bizler yani antrenörler tabii ki çok sevindik. Ama bu sevinç kursağımızda kaldı. Neden mi ? Salonlar açılıyor açılmasına ama okul beden eğitimi öğretmenlerine verilerek. 6-7 ay önce kapattıkları salonları bizleri işten çıkarmak için mi tekrar açıyorlar düşüncesi oluştu? Zaten Beden Eğitimi Öğretmeni maaşını alıyor. Milli Eğitime geçen yıl devrettikleri salonları fazla para kazandırmak için onlara veriyorlar.

Hasan ağabeyimiz bu yazıyı okuyup, araştırırsa seviniriz. Bizler 500 Beden Eğitimi Mezunu antrenör arkadaşlar, ondan yardım bekliyoruz.

Kasım 2010’da ihale var ve salonlar seçimler için tekrar Büyükşehir Belediye Spor A.Ş. tarafından verildikleri Milli Eğitim bünyesinden geri alınacak. Bizim suçumuz ne? Çoğu Beden Eğitimi Hocasının “Antrenörlük Belgesi” yok ve salon sporlarından bihaberler? Üstelik bakalım çalışma saatlerine uyabilecekler mi? Hafta sonları salonları açık tutabilecekler mi? Bunlar meçhul. Sayın Kadir Topbaş çok yanlış düşünüyor ve yapıyor. Milli Eğitim’e verdi olmadı ya da hatasını anladı ama yine hata yapıyor. Lütfen Ajansspor olarak bu işe bir el atın. CİHAN ERDİL”

MEKTUP 2 :
“Hasan bey, sizinde bildiğiniz gibi 9 ayı aşkın bir süredir salonlar kapalı ve biz antrenörler işsiziz. Aldığımız duyumlara göre salonların Milli Eğitim Müdürlüğüne devredildiği ve kadrolu öğretmenlerin görevlendirileceği yönünde. Bu uygulama fazlasıyla saçma gözüküyor. 350 antrenör işsiz beklerken kadrolu Beden Eğitimi Öğretmenlerini almak nasıl bir mantıktır? Anlamak güç. Bu salonların maddi sorunlardan dolayı kapatılmasına karşı bir çok uygulama yapılabilirdi. Öğrencilerden düşük aylıklar alınabilirdi. Şu anda hemen hemen tüm salonlar bakımsız durumda. Bizim 3 sene boyunca gözümüz gibi bakıp gözettiğimiz salonlar 9 ayda çok kötü duruma geldiler. Kapatırlarken de tüm CV’lerimiz güncellendi ve bize iş olanakları ve ihtiyaç olunca değerlendireceklerini söylediler. Fakat hiç ses çıkmadı. Salonlar tekrar açılacakken bizi yine dışarıda tutuyorlar. Umarım bu haklı tepkimiz ve uğraşlarımız olumlu sonuçlanır ve salonlarımıza kavuşuruz. Selamlar. KAMİL BUCAK”

MEKTUP 3 :
“Hasan Uğur bey öncelikle merhaba. Daha önce okul spor salonlarında çalıştım.AKP’li değilim ve torpilim olmadığı için Sultangazi İlk Öğretim Okulu’nda görevlendirildim. Daha önce spor salonu kültürü olmayan, son derece sıkıntılı bir çevrede inanılmaz emek sarf ettim. Kendi branşım da voleybol olduğu için voleybol kültürünü geliştirdim. Oldukça iyi, okul spor salonları arasında düzenlenen turnuvalarda derece yapan bir takım oluşturdum. Askerlik sebebiyle 01.07.2009 tarihinde işimden ayrılmak zorunda kaldım. ve çocuklar için yerime bir voleybolcu olan arkadaşımı yönlendirdim. İnanın daha kaliteli bir antrenör bulamazlardı. Çalışan antrenörler gelişigüzel bir şekilde alınmış, niteliksizdi. Birçok dönemin koordinatörlerinden Osman Önerbay bana çok yardımcı oldu. Saygı duyduğum bir insan ama yetkisi bir yere kadardı. Arkadaşımı üstteki idareciler almadı. Gelelim yöneticilere. Sporla pek alakalı olmayan siyasetçi eşi dostu evladıydılar. Askere gitmeden önce gözüm arkada kalmıştı resmen . 20 ay boyunca deli gibi uğraştığım bir alt yapı kaldı ki bayramda bile antrenman yaptırıyordum. Ama yazık oldu çocuklara. Şu anda öğreniyorum ki bu okulda şampiyon mezun olup Gazi Mahallesi’ndeki Şair Abay Lisesi’ne giden çocuklarım da liseler arası bahar turnuvasında şampiyon olmuş. Ama sadece bu kadar. Yazık oldu emeklere. Bu ülkede spor sporla alakası olmayan böyle şahısların ellerinde olduğu için gelişmez.
Okul spor salonları çok faydalı bir projeydi, maddi imkansızlıklar nedeniyle kapatıldı. Siyaseti siz çok iyi takip edersiniz. Artık Anayasa Mahkemesi engeli kalmadığı için daha çok kamu malı özelleşecek(satılacak) Hükümetin nakit sıkıntısı kalmayacak (her ne kadar geçici çözüm olsa da) Şimdi bunlar da yeni ihaleler için bu projeleri tekrar hayata geçiriyor. Spor AŞ’de ve hiçbir projesinde yer almak istemiyorum. Size bu maili göndermemdeki amacım bunların sahte yüzlerine menfaat ilişkilerine pek aldırış etmeyin. Cemaatin üyelerine ekmek yedirdiği bir kuruma dönüşecek hiç şüpheniz olmasın. TAYFUR TAYFU”

MEKTUP 4 :
“Bizleri spordan mahrum bırakanlara soruyorum. Ülkemizde spor nasıl gelişecek? Eldeki imkanları değerlendireceğinize, bunun için çaba sarf edeceğinize bizleri devre dışı bırakarak en büyük kötülüğü yapıyorsunuz? İsmi Saklı”

MEKTUP 4 :
“Halkın faydasına olan bu hizmeti devam ettirmiyorlar. Salonlar devredildikten sonra veliler çok sorun yasayacak, okul müdürleri kendi istedikleri gibi yönetecek. Saçma sebeplerden dolayı okul dışı kimseyi almayacak. İnşallah daha geç olmadan yaptıkları hatalardan geri dönerler. İsmi saklı”
Bu mektuplar sonrası konuyu ifade edilen yaklaşık 500 antrenör ve de tüm Beden Eğitimi Öğretmenleri açısından tekrar gündeme taşımak, taşırken de çok iyi süzmek, araştırmak ve objektif olarak ele alıp değerlendirirken değer verdiğim 2 emekçi gurubu, Antrenörleri ve de Beden Eğitimi Öğretmenlerini birbirine düşürüp, kırdırmadan bir sonuca varmanın hassasiyetini yaşamaya başladım…

SPORUN ERDEMİNİ ÖZÜMSEMEYENLERE ÇOK KIZIYORUM…
Biz istediğimiz kadar Olimpiyat aşkıyla, hatta Olimpiyatlara ev sahipliği yapma sevdasıyla yanıp tutuşalım, sporumuzun hala kökeninde yatan ve habis ur gibi büyüyen bir yara olan “Sporun erdemi ve gerekli kıldığı kaçınılmaz anlayışlar”a inat sporu bir hesaplaşma, müsabakaları bir savaş, yenilgileri de onur kırıcı ve facia olarak görme aymazlığı giderek büyümekte ve yaygınlaşmaktadır…

İdarecilerin hayli pasif kalması, Devlet elinin de olmadık yerlerde işe bulaşarak sporu kirletme politikası, tüm bunların yanında eğiticilik, koşullar, planlamalar, başlama yaşları ve basamakları konusundaki zayıflığımız, sınıfta kaldığımızın tartışılmaz bir aykırı olgusudur !...

Sporun tüm dallarında, okullar birer kaynak teşkil ederler… Maalesef yıllardır Milli Eğitim’de yaşadığımız, haftada 45 dakikalık tek bir Beden Eğitimi dersi, o dersin bile değerlendirilememesi, ülkemizde kanayan bir yara, bir handikap olduğu kadar, düşündürücü ve karamsarlığa düşürücü trajik bir tablo olarak önümüze çıkar, yol keser !...

Sporun kaynağı ülkemizde maalesef dünyanın ileri gitmiş, çağı seviyesiyle yaşayan ülkelerinde olduğu gibi okullar değil, kendilerini çeşitli branşlara adamış, bilinçli ve yürekli Spor Kulüpleri, idarecileri ve de eğitmenleridir. Bu yanlış tablo, ülkemizdeki sporcu potansiyelinin çok büyük bir bölümünden faydalanamayışımızın canlı ve somut bir ifadesidir…

17 milyon nüfusa eriştiği söylenen, yaklaşık 5 milyon spor yapabilecek yaşta çocuk, genç ve erişkinin yaşadığı koca İstanbul’da salon sporu yapanların beher kişisine bir ping pong topunun kapladığı bir alanın bile düşmemesi hazin, bir o kadar da düşündürücü bir tablodur..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yakın zamanda yapmış olduğu bir açıklamasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Okul Spor Salonları "7 Tepe İstanbul 7 Bölge Spor" sloganıyla, İstanbul'un 31 ilçesinde 120 spor salonunda İstanbul halkına 7'den 77'ye herkese ücretsiz spor imkanı sunmaktaydı… Spor Akademisinden mezun, konunun uzmanı antrenörler nezaretinde sağlıklı ve bilimsel bir hizmet verilmekteydi… İstanbul Büyükşehir Belediyesi Okul Spor Salonlarındaki bu hizmet Türk sporunun gelişimi için önemli bir fırsat olarak devam etmekteydi..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Okul Spor Salonları Organizasyonu spor salonlarında standart olarak Basketbol, Voleybol, Badminton, Hentbol, Step - Aerobik, Jimnastik ve Tenis branşlarında hizmet vermekteydi.. Bazı spor salonlarında ise bu branşlara ek olarak antrenörlerin ekstradan sahip oldukları uzmanlık alanlarına göre Taekwondo, Karate, Pilates, Tae - Bo ve Masa Tenisi branşları halkın hizmetine sunulmaktaydı..

120 spor salonunda 148 antrenör ile halkın ücretsiz spor yapmasına imkan sağlanıyor, Türk sporunun alt yapı kaynağı ve Olimpiyatlarda geleceğin Türk sporcularının bu salonlardan yetişeceği ifade ediliyordu…

Buraya kadar her şey çok güzeldi.. Bu proje sayesinde çocuklar sokaklardan, genç kızlar hatta erişkin bayanlar evlerden toplandı, spor sevdirildi... Bazı çocuklar yetiştirilip spor okullarına ve kulüplere verildi.. Bu seferberlik, bazı eksiklere, plansızlıklara ve gelişigüzelliğe rağmen yararlı güzel bir sosyal aktivite haline gelmişti.. En azından, okul saatleri içerisinde çocuklar, öğrenciler, okul saatleri dışında ise yetişkinler yani halk bu faaliyetlerden faydalanmaya başlamıştı… Bu kanımca biraz da abartılarak, Türkiye'nin en büyük sosyal projesi olarak da adlandırıldı.. Okullar arası turnuvalar düzenlendi.. Kısacası İBB çok güzel bir işe imza atmış, alkışlanmıştı…

Ancak bundan yaklaşık 9-10 ay önce, kapalı kapılar ardında, yangından mal kaçırır gibi ilginç ve bence anlamsız bir devir anlaşması yapılıverdi. İBB tüm bu salonların kullanım hakkını İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne devretti. İşin içinde bir bit yeniği ve de bir fesat olduğu ve bunun İstanbul Sporu için endişe verici, ket vurucu oldukça büyük bir handikap yaratacağı düşüncesi oluştu. Ve sağ olsunlar, duyarlı spor adamları ve halk bana da bazı uzman ve azman sorular yöneltmekte gecikmediler…

Her zaman, iyice araştırıp, emin olduktan sonra doğruyu, bazı kişi ve kuruluşları rahatsız etse bile yazmaktan, üzerine gitmekten ve de sonrasını takip etmekten kaçınmayan EPİRDEN hoca elbet bu konuyu da masaya yatırıp, eğrisiyle doğrusuyla okuyucusu ile paylaşacaktı, öylede oldu… Ancak biz konuştuk, biz dinledik… Biz yazdık, biz okuduk !... Konunun muhatapları susmakla yetindiler…

Sonunda muhtelif senaryolar ürettik !... Daha doğrusu üretmek zorunda bırakıldık !...

İBB’nin bu devir işini bir jestten (!) ziyade, mali porte olarak acaba bir yükten kurtulma uyanıklığından başka bir şey değil miydi ?... Zira Milli Eğitim’in durumu malumdu... Kendi giderlerini zor karşılıyorken, bu salonların giderlerini de üstlenip karşılaması hemen hemen imkansız gibiydi.. Bu durumda salonlar ya ücretli yapılacak ya da sadece öğrencilere yönelik olacaktı.. Bu da halkın haklı tepkisini çekecekti… Sistemi değiştirmek pası Milli Eğitim Müdürlüğüne atarak uyanıklık yapmak en iyisiydi ?... Sistemin değişmesiyle dar gelirli vatandaşların bu salonlara ücret veremeyeceğinin, ev hanımlarının evlerine dönecek, çocukların ise tekrar sokaklara, başıboşluğa terk edilecek olmasının, üstelik 350’ye yakın antrenör, öğretmenin de işsiz kalmasının onlar için ne önemi olabilirdi ki ?... “120 okula 120 spor salonu” projesinin öğrenciye, halka ve dolayısıyla spora verdikleri önem ve hassasiyetten değil, politik bir göz boyama planı düşüncesinden kaynaklandığı da anlaşılmış oldu…

Habertürk gazetesinde 02/10/2009 tarihinde bu konu haber olarak yayınlandı. Ayrıca 03/10/2009 gecesi Kadir Topbaş Habertürk TV’de “Basın Bülteni” adlı programa çıktı… Programda sürekli mail atarak cevap isteyen halkın sorularını politik bir kıvraklıkla (!) geçiştirdi.. “Okul Spor salonlarını Okul Aile Birlikleri ve müdürler istedi biz de devrettik!..” dedi. “Çocuklar yararlanacak, salonları kapatmıyoruz” diye de ekledi.. Fakat halkın ne olacağı ve eğitmenlerin durumu hakkında tek kelime etmedi..

Bir soru üzerine “Okulların kendi beden eğitimi öğretmenleri var zaten” dedi ve konuyu oracıkta kapattı !...

Bu tabii ki, hiç kimse için yeterli, tatmin edici bir açıklama değildi.. Eğer Milli Eğitim’in Beden Eğitimi Öğretmenleri eğitim vermeye başlarlarsa, akşamları ve hafta sonları dersler haliyle olamayacak, dolayısıyla halk bu salonlardan yararlanamayacak, eğitimli antrenörlerin yerine meydan bazı eğitimsiz, mesai yapmayı ücret karşılığında düşünecek Beden Eğitimi Öğretmenlerine kalacaktı…

Ben o zamanlar birçok okul müdürü ile görüştüm… Bazıları bu değişime olumlu bakar, ücretli bir hizmet verip, hem masrafları çıkarıp, hem de kar edeceklerini öne sürerken, kenar mahallelerdeki bazı Okul müdürleri ise masrafların altından kalkamayacaklarından salonlarını kilitleyeceklerinden söz ettiler, Dehşete kapıldım !...

2 SORUMU TEKRARLIYORUM…
Benim ve benim gibilerin, özellikle ucu direk bir yerlerine dokunanların hala öğrenmek istediği 2 çok basit ama önemli soru var ?...

Takipçisi olmaya devam edeceğim bu 2 sorunun ilkini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın KADİR TOPBAŞ’a…

“Bu salonların kullanım hakkını hangi düşünceyle İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne devrettiniz ?... İfade ettiğiniz gibiyse, her isteyene bir şey verecek misiniz ?... Bana da İstanbul’daki tüm plajlarda Plaj Voleybolu İşletmeciliği (!) verebilir misiniz ?...”

İkinci sorum ise İstanbul Milli Eğitim İl Müdürü sayın Dr. MUAMMER YILDIZ’a;
“Bu salonların giderlerini kim ödeyecek ?... Kimler çalıştıracak ?... Beden Eğitimi Öğretmenlerini çalıştırıcılık, yetiştiricilik (antrenörlük) görevine uygun görüyor musunuz ?... Halktan ücret alınmasına göz yumacak mısınız ?...”

Cevapları aynen bu sütunlarda yayınlayacağım..

Hemen bir hatırlatma yapayım, Milli Eğitim İstanbul İl Müdürü sayın Dr. MUAMMER YILDIZ ile bundan 9 ay önce yaptığım telefon görüşmesinde, konu ile ilgili olarak sorduğum sorulara o zaman detaylı cevap vermek istemediğini, zira daha konunun etüt aşamasında olduğunu, ancak bazı varsayımlarla kötümser düşünülmemesi gerektiğini, hizmet düşüncelerinin içerisinde okulları mahallelerin çekim alanı haline getirmek ve verim sağlamak olduğunu, bunun için de belki giderler karşılığı cüzi bir ücret alınabileceğini vurgulamıştı… Müsteşar ile bir toplantıda oldukları için daha fazla konuşamayacağını ifade eden YILDIZ, konuyu kısa zaman içerisinde benim de kendisine sunduğum ve yukarıda belirttiğim görüşlerim ve endişelerim doğrultusunda ele alacaklarını ve geniş bir açıklama yollayacaklarını da sözlerine eklemişti… Bu sadece lafta kaldı ?... Şimdi bu sorularımı tekrarlıyorum…

ÖNEMLİ BİR SAPTAMAM…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ile ABD arasında oynanan 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Finali sonrası düzenlenen madalya töreni sırasına tüm seyirciler tarafından yuhalanarak protesto edildi… Benim ülkeme bakış açım açıkça söylüyorum ona ve partisine tamamen zıt…

Kendisini sevdiğimi söyleyemeyeceğim gibi, geçmişte yaptıklarını, söylediklerini (ki hiç birisi tekzip görmemiştir…) unutmama imkan yok !... Ancak sonuç olarak bir şekilde sonuçla başa gelmiş bir partinin lideri, ülkenin de (maalesef) Başbakan’ıdır… Onu yuhalamak, hele hele böylesine coşku duyduğumuz, gururlandığımız bir sportif zirvede doğru değil diye düşünüyorum !... En sevmediğim ve de itici bulduğum şey, spora politika bulaştırmaktır ?... Devlet tabii ki sporu maddi ve manevi desteklemeli, daima arkasında durmalıdır ama asla elini içine sokmamalı, politik malzeme olarak kullanmamalı, kirletmemelidir…

YORUM EKLE
Yorumunuzu eklemek için tıklayınız.
Hasan Uğur Epirden Son Yazıları
Reklam
Ajansspor Tüm Yazarlar