Ajansspor.com - Anında, Tarafsız Spor Haberleri
   GÖZDEN KAÇIRMA : Spor Toto Süperlig | Puan Durumu | Süper Final Şampiyonluk Grubu | Süper Final Avrupa Ligi Grubu |

Şikenin seyir defteri..

Tarih06 Temmuz 2011 , 18:58

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair 6222 sayılı kanun, TBMM’de 31.03.2011 tarihinde kabul edildi. 14 Nisan 2011 tarihli 27905 sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Süper Lig, 22 Mayıs 2011 Pazar akşamı, Sivasspor’u 4-3 yenen Fenerbahçe’nin şampiyonluğuyla sona erdi. Maçın skoru ve golleri Türk spor kamuoyunca bugün bile tartışılıyor.
Ligin bitiminden 21 gün sonra genel seçimler yapıldı. (12 Haziran) Seçimlerden 17 gün sonra da Futbol Federasyonu Genel Kurulu gerçekleştirildi. (29 Haziran) 4 gün sonra da Türk futbolunda bir deprem gerçekleşti. (3 Temmuz) 95 günlük bu süreçte sporda şiddet yasası başta olmak üzere Türk siyasetinde çok önemli gelişmeler yaşanırken, Türk futbolunda da günün moda deyimiyle yeşillenmesi için bazı tarlalar nadasa bırakıldı.

Türk sporunun referans adreslerinden Ajanspor.com ise güzel bir habercilik örneğine yine imza attı. Künyenin hemen altındaki "Şike Soruşturması" başlığıyla, yaşanılan olayları gün ve saat kronolojisiyle sayfalarına yansıttı ve parmak uçlarında her an tık'lanabilecek hoş bir arşiv sundu.

Merak edilen sorular…
Süper lig 22 Mayıs Pazar akşamı sona erdi; Futbol Federasyonu Genel Kurulu 29 Haziran’da yapıldı; şike soruşturması 3 Temmuz Pazar sabahı gerçekleştirildi. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nca uzunca bir süredir yürütülen ve Türk futbolunun miladı olacağı anlaşılan bu operasyon, 37 gün önce yani lig bitiminde niçin gerçekleştirilmedi?
Acaba 12 Haziran’da yapılan genel seçimde, ülkede nasıl bir siyasi konjoktüre sahip olunacağı mı görülmek istendi?
Federasyon genel kurulu ile şike soruşturması arasında ise 4 gün var. Bu soruşturma, Türk futbol yönetiminin belirlendiği ve çatısının dizayn edildiği genel kuruldan önce de yapılabilirdi ama yapılmadı.
Niçin?
Akla çok soru geliyor. Bu önemli operasyonun denk getirileceği bir federasyon başkanı ve yönetiminde acaba tercih kriteri mi vardı? (Mahmut Özgener - Mehmet Ali Aydınlar) Soruşturmanın selameti açısından birilerinin olması veya olmaması mı gerekiyordu?
37 veya 4 günlük zaman dilimindeki tercihin yarattığı soru işaretlerine verilebilecek bir yanıtın (örneğin: delillerin toparlanması henüz tamamlanamamıştı), kamuoyunu pek tatmin etmeyeceği aşikar.

Futbol Federasyonu Genel Kurulu'ndan bir hafta önce başlayan seçim sürecinde, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın hoşnut olmadığını her fırsatta belirttiği Federasyon Başkanı Mahmut Özgener, -ailesini ihmal ettiği gerekçesiyle- yeniden aday olmadı. Aziz Yıldırım’ın desteklediği Göksel Gümüşdağ ise başkanlığa adaylığını açıkladı. Futbol Federasyonundaki kontrolün Aziz Yıldırım’da olmasını istemeyen Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor ise karşı bir hamle ile Fenerbahçeli Mehmet Ali Aydınlar’ı aday gösterdi. (Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in federasyon seçimini yüzüne gözüne bulaştırdığı, mücadeleden çırak ayrıldığı ise bilinen bir durum) Bu arada, icraatlarıyla beğenilen, spor kamuoyunca sevilen GSGM Eski Genel Müdürü Mehmet Atalay’ın, deyim yerindeyse adeta görmezden gelindiğini de ayrıca belirtmek gerek…

Genel Kurulda yaşanılanlar malum. Kaybedeceği tahmin edilen Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Fenerbahçeli Ercan Saatçi’nin deyimiyle "kongrenin kazananı" oldu.
Saatçi, Tam aksine Aziz Yıldırım kazandı başlıklı yazısında; Aziz Yıldırım’ın, başkan yapmak istediği Göksel Gümüşdağ’ın birinci başkan vekili, Mart 2012’deki Fenerbahçe seçimlerinde başkan adaylığı kesin olan Mehmet Ali Aydınlar’ın başkan, Yargıtay Eski Başkanı Fenerbahçeli Hasan Gerçeker’in de Tahkim Kurulu Başkanı olduğunu belirtti.
Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in bir yönetici bile sokamadığı Futbol Federasyonuna 4 Fenerbahçeli yöneticinin seçilmesi de cabası.

Yeniden soruyorum: Türk futbolunda deprem yaratan şike operasyonunda 4 gün niçin beklendi?
Şike operasyonu, futbol federasyonu genel kurulundan sonra değil de, önce yapılsaydı, acaba Federasyon bu şekilde mi dizayn edilirdi? Ercan Saatçi’nin yazdığı gibi "kongrenin kazananı" yine Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım mı olurdu?
Bana göre olmazdı. Yanılıyor muyum diyerek çevremde mini bir anket yaptım. Futbolla ilgili Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu ve diğer takımlardan oluşan dostlarıma bu soruyu sordum. Çok büyük çoğunluğu ‘olmazdı’ bazıları ise‘bilemiyorum’ dedi. Ama hiç kimse, kazanan Aziz Yıldırım olurdu diyemedi. Bu anketi siz de yapabilirsiniz.

Federasyon tartışılır hale gelmiştir…
Mehmet Ali Aydınlar ile birlikte Lütfi Arıboğan, Yunus Egemenoğlu, Mehmet Baykan, Hakan Kanık, Arif Koşar ve Servet Yardımcı, Mahmut Özgener federasyonunda da görev yaptı. Başta Trabzonspor olmak üzere, Ankaragüçlü yöneticilerinin ligde oynanan maçlar ve şike ile ilgili şikayetleri ortada iken ve bunların araştırılmasını istemişken, söz konusu 7 yöneticinin de içinde yer aldığı federasyonun, bu iddiaları ciddiye alıp araştırmadan, "lig tescili"ni yangından mal kaçırılırcasına yapması, Türk spor kamuoyunda ve vicdanlarda derin kuşkulara yol açmıştır.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın son kongrede ne kadar etkili olduğu da bilinen bir gerçektir. Hukukta "kişilerin suçu sabit olana kadar masumdur" karinesi esas olmakla birlikte, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma sonucunda basında yer alan ve ileri sürülen iddialara bakıldığında, bırakın tamamını, ileri sürülen iddiaların yüzde 5’i bile doğru ise film bitmiş demektir. Bu yüzde 5’lik ihtimal bile Türk sporunda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının izdüşümüdür. Buna 7 günlük federasyon da dahildir.

Tüm renklerin hızla kirlendiği ve birinciliğin futbola verildiği bir Türkiye’deki tek beyazlığın, içindeki 7 üyesinin bir önceki yönetimde yer aldığı Mehmet Ali Aydınlar federasyonuna ait olduğunu söylemek, kimsenin yemeyeceği basit bir numaradır.

Demoklesin kılıcında sallanan kanun…
Bu şike soruşturmasında mahkemenin çok uzun süreceği aşikar. Milliyet.com.tr’de bugün yayınlanan "Şampiyonluk elden gidiyor mu?" başlıklı haberde, Savcı Mehmet Berk ve Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar arasında geçen konuşmaya yer veriliyor. Habere göre, "Federasyon Başkanı, ligin başlamasına 1 ay kaldığını, yargı sürecinin ne zaman biteceğini sorması üzerine; Savcı Berk, yargılamayı geçtim, iddianamenin hazırlanması bile aylar alır. Yargı kararını beklemenize gerek yok. Delilleri sizinle paylaşırız. Bu delillerden yola çıkarak federasyonun karar yetkisi var’’dediği yer alıyor. Aynı haberde, "Federasyon başkanının, gazetelerde şok edici haberler okuyoruz, bunların hepsi doğru mu şeklindeki sorusuna, Savcı Berk, durum okuduklarınızdan da ciddi, elimizde şike yapıldığına dair çok somut deliller var" sözlerine yer veriliyor.
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde yer alacak takımların, UEFA’ya bildirilmesindeki son tarih 15 Temmuz. Adliye çıkışında dün bir açıklama yapan Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, zaman darlığının farkında olduklarını ve takvime uyacaklarını belirtti. Mehmet Ali Aydınlar başkanlığındaki futbol federasyonun nasıl bir karar vereceği Türk spor kamuoyunca merakla bekleniyor.

Milliyet.com.tr’de yer alan haberde de belirtildiği üzere; Savcı Mehmet Berk’in söylediklerinin doğruluğundan hareket edildiğinde ve ortada da 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun varken, futbol federasyonunca yapılacak uygulama hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık ve nettir. Şampiyonluk Trabzonspor’a iade edilmelidir. Sporda şiddet yasası gereğince Fenerbahçe ile birlikte şike olayına karışan kulüpler küme düşürülmelidir. Küme düşürülenler sebebiyle Süper lig sıralaması yeniden belirlenmelidir. Şampiyonlar Ligi ile UEFA’ya gidecek olan takımlar yeniden düzenlenmelidir. Şike sebebiyle süper ligde küme düşürülenlerin yerine, sıralamaya göre Bank Asya Ligi'nden takımlar çıkartılmalıdır. Şike olayında yer alan başkanlar, yöneticiler, teknik direktörler, futbolcular, menejerler ve spor adamları, yeni yasaya göre en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Şeriatın kestiği parmak…
Savcılıkça dillendirilen şike delillerin yayınlanmasıyla birlikte, olayın vehametini yeni yeni anlamaya başlayan ve büyük çoğunluğu da Fenerbahçeli olan spor medyasında, birbirinden ilginç öneriler ortaya atılmaya başlandı. 27 maddeden oluşan sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanunda her suçun cezası açık ve net olarak tarif edilmiş. Üstelik yoruma bile gerek kalmadan. Anlaşılan forma tutkusu ve renk aşkı, bu arkadaşlara gazeteciliği de unutturmuş olmalı. Şahıslara ceza verilirmiş de 104 yıllık bir çınar ceza almamalıymış, Fenerbahçe’nin yer almadığı bir ligin tadı tuzu olmazmış, büyük bir maddi pastanın bulunduğu naklen yayında, içinde Fenerbahçe’nin yer almadığı bir sistemde Türk futbolu ekonomik olarak çökermiş de.
Medyada de’lerin ve da’larin bolca yer aldığı bir vıdı vıdı yorumculuğuna geçildiği görülüyor.

Gazeteci diye geçinen bu arkadaşlara sormak istiyorum? Şike olsun ama büyükler için olsun. Küçük kulüpler yaparsa ceza alsın ama büyükler yaparsa, ligin ekonomisi, tadı – tuzu gerekçeleriyle ceza verilmesin. Bu kulüp Fenerbahçe ise hiçbir ceza verilmesin. Ya da şikeyi küçük kulüpler yaparsa bireysel ve kurumsal cezalandırılsın ama olay Fenerbahçe gibi büyük kulüpleri kapsarsa, cezada kurumsallık olmasın, cezanın şahsiliği geçerli olsun mu demek istiyorsunuz?

Telafisi imkansız zararlar…
Özellikle Fenerbahçe camiasınca deniliyor ki: savcılık iddia makamıdır, son sözü mahkemeler ve yargı verir. Dolayısıyla savcılığın şike ile ilgili ileri süreceği telefon dinleme kayıtları, belgeler, fotoğraflar veya diğer veriler dikkate alınmamalı. Ne kadar uzun sürse de mahkemenin sonucu beklenmeli. Bu dikkate alınmadan Fenerbahçe’nin şampiyonluk kupasının elinden alınması, Fenerbahçe’nin küme düşürülmesi, başkan, yönetici ve diğer kişilere maddi ve cezai yaptırım uygulanması, telafisi imkansız zararlara yol açar. Bunun için mahkeme ne kadar sürerse sürsün, beklenilmeli. Ona göre karar alınmalı.

Amerika yeniden keşfedilmedi. İtalya, Fransa, Almanya ve Portekiz’de buna benzer bir durumda, federasyonların nasıl bir karar verdiği dünya futbol kamuoyunca bilinen bir gerçek. Bu ülkelerdeki en popüler, en büyük ve hatta dünya futbolunda marka olan kulüplerinin isimlerine bakarak değil, mevcut şike olayındaki verilere bakılarak ve buradan kanaate varılarak ceza verilebilirken ve küme düşürülebilirken, konu Fenerbahçe olunca mı telafisi imkansız zarar oluyor?

Türkçemizde güzel bir atasözü vardır: kabahat samur kürk olsa, kimse üstüne almaz. Bu sözden hareketle, şike ile ilgili suçlananların yaptıklarını kabul etmeyecekleri bilinen bir realitedir. Fenerbahçe – Ankaragücü maçında ileri sürülen bir iddianın ortaya çıkarılması halinde bile, konuyla ilgili olanların "bizim konuşmalarımız ve telefondaki mesajlaşmalarımız bir şakaydı" sözlerini hala tebessümle hatırlıyoruz. Alemi kör, kendini akıllı sananların, işlerine geldiği gibi ve sadece kendilerine göre yorumladıkları sakat hukuk bilgilerine kimsenin ihtiyacı yok.

Konu sadece hak ettiği ama şike yoluyla elinden çalınan şampiyonluk kupasının Trabzonspor’a iadesi meselesi değildir. Bu mesele, şampiyonluk kupasının Trabzon yerine "sehven" denilerek Fenerbahçe Kulübüne gönderilmesi meselesi hiç değildir. Telafisi imkansız zarar, şampiyonluk kupasının iadesi ile hallolsaydı, Trabzonspor bu kupa için bir 27 yıl daha bekleyebilirdi.

Telafisi imkansız zararlar bir çok takımı maddi ve manevi anlamda etkileyecektir. Çok uzun süreceği belli olan şike soruşturmasında, eldeki bilgi ve somut delillerden hareket edilerek ve oluşacak kanaat sonucunda federasyon tarafından kanuna uygun olarak karar almamak ve bunu uygulamamak işte asıl o zaman telafisi imkansız zararları doğuracaktır. Telafisi imkansız zarar, şampiyonluğu çalınan bir Trabzonspor için, ön eleme yoluyla da olsa şampiyonlar liginde mücadele edemeyecek bir Bursaspor ve 1 ön eleme daha fazla oynayacak olan Gaziantepspor için söz konusudur. Telafisi imkansız zarar, küme düşecek takımların yerine çıkartılmayacaklar için söz konusudur. Telafisi imkansız zarar, başta Trabzonspor olmak üzere, Bursaspor, Gaziantepspor ve diğer takımların maddi ve manevi kayıpları için geçerlidir.

Vicdanları aklamak…
İstanbul Özel Yetkili Başsavcılığı’nca yürütülen şike operasyonunda, ileri sürülen iddialara göre, olayların baş aktörü olduğu görülen Fenerbahçe camiasında, başkan, yönetici, teknik direktör, takım kaptanı, futbolcu, taraftar ve üzerinde gazeteci etiketi bulunan sarı lacivertli kalemşörlerce, karşı taarruz başlatıldığı görülmektedir. Yazılı ve görsel basında buna dair demeç ve toplantılar yapılıyor, kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyor. Fenerbahçe Kulübü yönetim kurulu üyeleri, Federasyon yetkilileriyle bir araya gelerek, bilgi alma adına, etki ve tepkilerini gösteriyorlar. Şahsi gözlemim şu ki, federasyonun alacağı kararı Fenerbahçe lehine düzeltmeye çalışıyorlar.

Buna rağmen, şampiyonluğun gerçek anlamda tek mağduru olan Trabzonspor cephesinde ise "tık" yok. Ligin devam ettiği süreçte ortalığı velveleye veren ve maçlar incelensin diyen ortalığı ayağa kaldıran Trabzonspor yönetiminin bu suskunluğunu anlamak mümkün değil. Yersiz ve ciddiyetsiz konuşmaları ve demeçleriyle spor kamuoyunda sevimli bulunmayan ve hoş karşılanmayan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in asıl bu olayda ortaya çıkması lazım değil miydi? İşin peşine düşmesi gerekmez miydi? Şike olayının asıl mağduru olduğunu her fırsatta dillendiren bir camianın başkanı, Federasyon Başkanı gibi, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcı Mehmet Berk’e gidip, "Şampiyonluk elimden alındı. Bu şike de bunun için yapıldı. Olayın asıl mağduru benim. Bulduğunuz telefon kayıtlarını, delilleri, ve öteki belgeleri bana gösterin. Buradan ikna olmuş bir Trabzonspor Başkanı olarak ayrılmalıyım. Buradan başım ya dik olarak ya da boşu boşuna süphelenmiş ve Türk sporunun temel taşı olan büyük bir camiaya iftira atmış bir insan ezikliğiyle çıkmalıyım" demesi gerekmez miydi? Yavuz hırsızların ev sahibini bastırdığı bir ortamda, Trabzonspor Başkanından beklenen vakar davranış budur. Başkanın dayanılmaz hafifliği başlıklı yazımda da vurguladığım gibi gayri ciddi açıklamalar veya su anda yaptığı gibi sus-pus oturması değil.

Federasyona düşen görev…
Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve yönetimi, başta FİFA ve UEFA yetkilileri ve hukukçuları olmak üzere, bir hafta önce yapılmış olan genel kurulda oy kullanan tüm delegeleri, bunun dışında Türk futboluyla ilgili tüm diğer birimleri, çok acil" koduyla en kısa sürede olağanüstü bir toplantıya çağırmalıdır.

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen şike soruşturmasında elde edilen tüm veriler, burada gösterilmelidir. Futbol ailesi, ne olup bittiğini burada görmeli ve vicdanlar rahatlatılmalıdır. Toplantı gününün, Türk sporunda milat olduğunu belirtmelidir. Bilgilendirme amaçlı gösterinin bitiminin ardından, Federasyon Başkanı ve yönetimi, bir odaya çekilmeli ve büyük kararını vermelidir. Bu kararda Türk futbolunda şike vardır ve artık bundan sonra olmayacaktır denilmelidir ya da Türk futbol çok temizdi, gereksiz yere işkillenmişiz ve Savcılık soruşturmasında bulun belge ve deliller önemsizdi denilip Fenerbahçe, konu ile ilgili camia ve kişilerin saygınlığı yüksek sesle iade edilmelidir.

Futbol Federasyonu, bu şike soruşturmasının aklanmasından ya da aklanmamasından sonra hemen istifa edip, olağanüstü yeni bir kongreye gidip eskiye ait ne kadar safra varsa, bundan bir an önce temizlenmelidir. Futbol miladı sıfırlanacaksa, bu futbolun çatısından başlamalıdır…

YORUM EKLE
Yorumunuzu eklemek için tıklayınız.
Serdar Sevim Son Yazıları
Reklam
Ajansspor Tüm Yazarlar