Bulut, sportif direktörde ne arıyor? Belözoğlu doğru isim mi?

Ajansspor yazarı Hüseyin Özkök, Fenerbahçe Teknik Direktörü Erol Bulut ve sportif direktörlüğe resmen getirilmesi beklenen Emre Belözoğlu hakkında bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı ve detaylar...
22 Eylül 2020 11:21- Son Güncelleme - 22 Eylül 2020 11:42
Google news abonelik

Hüseyin ÖZKÖK

Geçtiğimiz sezon sonunda futbolu bırakan Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’de yeni bir göreve başladı. Ancak kulüpten henüz resmi bir görevlendirme açıklaması yapılmadığı için bizler Belözoğlu’nun hangi yetkilerle hangi görevi icra ettiğini tam olarak bilmiyoruz. Sıklıkla söylenen sportif direktörlük görevini yürüteceği. Şu anda benim gördüğüm Fenerbahçe’de transferlerde sürekli adı geçtiği için kendisinin bir görüşmeci, ara bulucu rolünde olduğu (Negotiator).

Peki, Erol Bulut bu duruma nasıl bakıyor? Fenerbahçe Teknik Direktörü olarak bu görüşlerini bilmemekle birlikte 2019 yılı şubat ayında Malatyaspor’un teknik direktörü iken bana verdiği uzun röportajda, “Bir sportif direktör nasıl olmalı”yı çok net şekilde ifade etmişti. Erol Hoca’nın bu görüşlerini yansıtmadan önce biraz sportif direktörlük kavramının ne olduğuna bakmakta fayda var.

Sportif direktörün özellikleri neler olmalı?

Kendi kapitalizmini yaratan futbolun yönetimi, dev rakamlar göz önüne alındığında hiç de kolay değil. Kulüplerin kasasına girip çıkan olağanüstü yüksek meblağları, artık eskiden olduğu gibi ‘bakkal defteri’ düzeniyle yönetmek imkansız. Yani gelir gider dengesini sağlamak için, işinin ehli insanların görevlendirilmesi günümüzde işin olmazsa olmaz kuralı.

İşte bu bağlamda futbolun bu tip bir idari bir pozisyona ihtiyaç duymasıyla dünyada çok sayıda kulüp tarafından benimsenen bir olgu, futbolun yönetiminde anahtar rol oynamaya başladı: Sportif direktörlük. (veya Futbol Direktörü) Bu görev alanında şu anda dünyada 2 model ön plana çıkıyor.

-Başta Almanya olmak üzere Avrupa kulüplerinde ortaya çıkan teknik direktörün üzerinde yer alan sportif direktörlük modeli.

-İngiltere’de olduğu gibi teknik adamların menajer sıfatıyla idari anlamda da sorumluluk taşıdığı model.Ancak bu iki modelin uygulanmadığı ülkeler ve kulüplerde ise başkanlık modelinin geçerli olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Örneğin, Türkiye’de kulüpler hepimizin bildiği gibi tamamen başkanın söz sahibi olduğu bir düzenle yönetilirken, Avrupa’da buna en güzel örnek olarak Real Madrid gösterilebilir.

Futbol kulüplerinde sportif direktörlük özel yetkinlikler isteyen çok önemli bir görev. Futbol ayakkabısını çıkartıp üzerine takım elbise giyerek kulüp yönetiminde söz sahibi olunan günler artık çok gerilerde kaldı. Futbol oynamış olmak bir kulübün futbol departmanının yönetimi için yeterli bir kıstas olmaktan çıkalı uzun zaman oldu.

Futbol artık maç başlamadan önce sahanın dışında oynanan ve çevresinde ortaya çıkan sayısız dinamiği barındıran bir oyun. Çok komplike hale gelen bu oyunu yönetmek için kesinlikle gerekli donanıma sahip olmak işin olmazsa olmazı. Çünkü bir kulüp bu önemli yöneticinin aldığı kararlarla yoluna devam edip bir yerde geleceğini belirliyor. Bu nedenle sportif direktörlük profesyonel futbolun en önemli unsurlarından biri haline gelmiş durumda.

Peki yeterli donanımdaki bir sportif direktörün sahip olması gereken özellikler neler?

Bir sportif direktör futbolun yanında bir işletmenin ekonomisi ve finansının nasıl yönetileceğini bilmek durumunda. Milyarlarca Euro’nun el değiştirdiği bugünkü futbol ekonomisinde hesaptan anlamayan bir kişinin başarılı olması mümkün değil. Örneğin, Bayern Münih’in efsane kalecilerinden ve şimdinin futbol şirketi yönetim kurulu üyesi Oliver Kahn, futbol kariyerinden hemen sonra Schalke’den aldığı sportif direktörlük teklifini işletme eğitimi almadan yapamayacağını söyleyerek kabul etmezken bankacılık mesleğinden gelen Christian Heidel ise futbol oynamadığı halde Mainz’da bu görevi başarıyla icra etti. Yani Heidel, işletme, finansman ve ekonomi bilgisine sahip olarak futbol oynamamış birinin de bu işi başarıyla yapabileceğinin en güzel kanıtı oldu.

Futbolun içinden gelmiş olmak ve sporculuk yaşamında edinilen tecrübelerin sportif direktörlük mesleğinde avantaj sağlayacağı yadsınmaz bir gerçek. Ancak bu durum futbolun ekonomisinin yanında finans kontrolü, sözleşme hukuku, genel hukuk, spor hukuku, satış ve pazarlama, personel yönetimi, proje yönetimi, müzakere yönetimi, piyasa bilgisi, iletişim yönetimi gibi kıstasların yerine getirilmesiyle bir anlam kazanıyor. Bütün bunların yanında iletişim ve organizasyon yeteneği, takım oyununa inanmak, analiz yapabilme yetisi, kendini kabul ettirme özelliği ve diplomatik beceriye sahip olunması da günümüz futbol piyasasında gereken özellikler arasında. En önemli noktalardan biri de bu insanların yönetici olarak da nasıl hareket etmeleri gerektiğinin ve futboldaki kariyerlerinin geride kaldığının bilincinde olmaları.

Bu özelliklere haiz bir sportif direktörün görevlerinin başında planlama ve organizasyon geliyor. Takım kadrosunun gerekli ve kulübün sistemine uygun transferlerle oluşturulması, alt yapı oyuncularının takibi ve scouting’in yanında maçlar, kamplar ile seyahatlerden oluşan futbol takviminin yönetimi, sporcuların seyahatlerde konaklamasının organize edilmesi bu kişinin görev alanı içine girmekte.

Alman kulüplerine baktığımızda şu anda sportif direktörlük yapan tüm eski futbolcuların gerekli eğitimleri aldıktan sonra bu göreve soyunduklarını görüyoruz. Hatta şu an futbol yaşamlarını sürdürdükleri halde futbol yönetimi eğitimlerini şimdiden alan veya tamamlayan isimler de mevcut.

Başkanlık sisteminden başka bir yönetim tarzı olmayan Türkiye’de Avrupa’da sportif direktörlük rüzgarları esmeye başlayınca kamuoyuna şirin ve iş yapıyor gözükmek derdindeki kulüp başkanları, çeşitli zamanlarda sportif direktör getirdiklerini ilan ettiler. Örneklemek gerekirse, Aykut Kocaman, Terraneo, Cenk Ergün, Önder Özen ve Damien Comolli bunlardan bazılarıydı. Ancak bu ve diğer sportif direktör unvanı ile görev yapan isimlerin hiçbiri yukarıda belirttiğim anlamda yetkilere sahip olarak görev yapamadılar. Çünkü Türkiye’de futbolu en iyi başkanlar bildiği için Türk tipi sportif direktörler ya abilik, ya seyahat organizasyonu yaptılar ya da göstermelik şekilde transferlerde imza atılar. İşler kötü gidince de el altında suçlanacak biri olarak öne sürüldüler. Bırakın başkandan yetki almayı, teknik direktöre söz dahi söyleyemediler.

Kısaca sportif direktör, o ülkenin düzenini her şeyiyle A-Z’ye bilen ve lisanını konuşan biri olmalıdır. Almanya örneğine baktığımızda kulüplerin tamamının Alman ya da Salihamidzic gibi Almanya’da yetişmiş ve o ülkenin lisanını ana dili gibi konuşan kişilerden olduğunu görüyoruz. En önemli nokta ise bir sportif direktörün, Aykut Kocaman örneğinde olduğu gibi, kesinlikle teknik direktörlük hedefinin olmaması gerekiyor. Böyle bir ajandası olan sportif direktörler daima başkanların stepne olarak gördüğü yedek teknik direktörlerdir. 

O dönem Erol Bulut’a şu soruyu sormuştum...

HÖ: Futbolu bıraktıktan kısa süre sonra neden teknik direktörlüğü seçtiniz? Örneğin Almanya’da sportif direktörlük eğitimi alan çok sayıda futbolcu var artık. Antrenör olmak sizin hayaliniz miydi? Yöneticilik eğitimi almayı düşünmediniz mi hiç? Mesela Leverkusenli Kiessling futbol oynarken bu eğitimi aldı.

EB: Çok güzel bir cümle kurdunuz. Ama oraya geleceğim. Ben neden sportif direktörlüğü seçmedim. Çünkü ben yeşil sahalarda olmaya devam etmek istedim. Futbolun tam içinde olmayı istedim. Ben futbolcuyken de futbolu çok seven ve ciddiye alan biriydim. Yine futbolcularla iç içe olmak istediğimden teknik direktör olmayı seçtim. Sportif direktörlük konusuna gelirsek. Bana soruyu sorarken bir cümle kullandınız. “Kiessling futbol oynarken eğitim aldı” dediniz. Yani eğitim. O işin eğitimini alıyor. Bizim Türkiye’de eski futbolcu arkadaşlarımızın bazıları sportif direktör. Kaç kişi eğitimini aldı? Benim tanıdığım bir kişi var. O da Başakşehir’den Mustafa Eröğüt. Eğitimini almış ve şu anda bu konudaki en donanımlı kişi. Şimdi de CEO’luk görevine getirildi. Tek kişi. Başka biri daha varsa ben bilmiyorum. Kendisinden özür dilerim. Siz onu güzel belirttiniz. Eski oyuncular sportif direktörlük eğitimi alıyor diyerek. Bu çok önemli. Almanya’da çok sayıda böyle eski oyuncu var. Oliver Kahn, Michael Zorc, Fredi Bobic, Hasan Salihamidzic, Horst Heldt. Daha da sayabilirim.

HÖ: Peki Almanya’daki sportif direktörlük sistemi Türkiye’de uygulanabilir mi? Örneğin Frankfurt’u ele alırsak Fredi Bobic Adi Hütter’in üzerinde sportif direktör. Bayern’de Salihamidzic-Kovac ikilisi var. Türk teknik adamlar böyle bir yapıya uyum sağlayabilir mi? Çünkü Türkiye’de yetişen teknik adamlarda ego önemli rol oynuyor ve ben sadece başkana bağlı çalışırım düşüncesindeler.

EB: Demin söylediğiniz cümleden yine yola çıkıyorum. Eğer eğitimliyse benim üstüme gelebilir. Ama mesela siz futbolcusunuz, futbolu bıraktınız ve hiçbir eğitim almadan ve 5 sene hiçbir şey yapmadan biranda sportif direktörlük görevine geliyorsunuz. Bunu hangi hoca kabul eder? Ben yıllardır çalışıyorum birisi bağlantılarıyla eski futbolcu diye geliyor ama eğitimi yok, kuralları kanunları bilmiyor ve sportif direktör oluyor. Sportif direktör olmanız için eğitim alarak o kuralları öğrenmeniz gerekiyor. Lisan bilmek, bütün kural, kanun, statülere hakim olmak lazım. Bilmeyen bir kişi geldiğinde hoca onu tabi kabul etmez. Ama donanımlı birisi geldiğinde ona saygı duyarsın. O kişi de zaten hoca ile başkan arasında köprü olur ve takımla ilgili konularda hoca ile birlikte çalışır.

Görev tanımı netleşince yine bakarız

Bu sözlerin üzerinden yaklaşık 19 ay geçti.

Erol Bulut artık Fenerbahçe Teknik Direktörü ve Fenerbahçe’de futbolu yeni bırakmış ve iyi futbolculuk ile futbol dünyası tanımaktan başka meziyeti olmadığını bildiğimiz Emre Belözoğlu’nun sportif direktörlük görevine getirileceği konuşuluyor. Şu ana kadar görüntü Belözoğlu’nun sadece transfer konuları ile ilgilendiği ve Bulut’a takımın yapısı konusunda talimat verecek pozisyonda olmadığı şeklinde.

Fenerbahçe Kulübü görevlendirmeyi ve görev tanımını yaptığında daha iyi bir değerlendirme yapmamız mümkün olacak

Khabib Nurmagomedov | En İyi Bitirişler (2011 - 2018)