AjanssporAjansspor uygulamasını indir

"Terraneo, Fenerbahçe'de arkamızdan iş çevirdi"

İlk Yayınlanma : 13 Nis 2021 - 23:30 / Son Güncelleme : 14 Nis 2021 - 14:15

Fenerbahçe ve A Milli Takım'ın eski oyuncusu Saffet Akbaş, Fenerbahçe'deki futbolculuk döneminden oyuncu izleme komitesinde geçen günlerine, Ali Şen, Aziz Yıldırım gibi yöneticilerden, Erol Bulut ile Emre Belözoğlu gibi teknik direktörlere, altyapı oyuncuları Merih Demiral, Ömer Faruk Beyaz'a kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. İşte detaylar...

"Terraneo, Fenerbahçe'de arkamızdan iş çevirdi"

MASKESİZ SÖYLEŞİLER - AHMET UYKAN

Fenerbahçe formasını 1995-2001 yılları arasında giydi. 1995-96 sezonunda şampiyonluğa ulaşan kadronunun çok önemli oyuncularındandı. Şampiyonlar Ligi'nde İngiliz devi Manchester United'a kendi sahasında 40 yıl sonra yenilgiyi tattıran ekipte yer aldı. Fenerbahçe için oyuncu izleme komitesinde görev yaptı. Teknik direktörlük de yapan Saffet Akbaş, futbola başlangıcından Fenerbahçe günlerine, Ali Şen'den Aziz Yıldırım'a, altyapı oyuncuları Juventus'ta oynayan Merih Demiral'dan sarı-lacivertlilerden ayrılması gündemde olan Ömer Faruk Beyaz'a, takım arkadaşı Erol Bulut'tan Emre Belözoğlu'na kadar birçok soruya 'maskesiz yanıtlar' verdi. İşte o söyleşi...  

FUTBOLA BAŞLANGIÇ HİKAYESİ...

- Çocukluk yıllarınızdan kısaca bahseder misiniz? Futbolla ne zaman tanıştınız?

Yaş olarak tam bilemiyorum fakat koşmaya başladığım andan itibaren futbol oynuyordum. O zaman sokak aralarında, boş arsalarda ve bizim eve çok yakın olan eski Gaziosmanpaşa Stadı'nda top oynardık. Daha sonra mahalle takımında oynayamaya başladım. Rahmetli Hüsnü Amca vardı. Gaziosmanpaşa Kulübü'nde malzemecilik yapıyordu. Bir gün beni izlemiş ve beğenmiş. 'Seni Gaziosmanpaşa'ya yazdıralım' dedi. Ben ise sadece vakit geçirmek için top oynuyordum. Çünkü önümde bir örnek yoktu. Daha sonra 14 yaşında hastalandım. Bronşlarımdan rahatsızdım. 1.5 sene top oynayamadım. Hüsnü Amca bir gün beni yine sokakta yakaladı. 'Neden gelmiyorsun?' dedi. Ben de hastalandığımı ve işe girdiğimi söyledim. O da 'Hayır, futbola devam edeceksin. Senin geleceğin parlak' diyerek ailemi ikna etti. Tekrar futbola dönmemi sağladı.

"GAZİOSMANPAŞA'DAN BAŞKA TAKIM YOK SANIYORDUM"

- 1980'li yılların sonlarına doğru Gaziosmapaşa'nın altyapısı çok sağlamdı. Adeta futbolcu fabrikasıydı. Bu sizin için bir avantaj mıydı? 

Çocukluk yıllarımızda Gaziosmanpaşa amatör olduğu için herkese açıktı. Sabahtan akşama kadar sahası inanılmaz derecede kalabalıktı. Müthiş bir potansiyel vardı. Bilhassa göçmen çocuklar futbolu çok seviyordu. Yetenekli ve bu işe yatkındılar. Sonrasında Gaziosmanpaşa  3. Lig'e çıktı. Ardından rahmetli eniştem Sedat (Balkanlı) ve 'Kıvırcık Metin' (Yıldız) Konyaspor'a, 'Sarı Ercan' (Serbest) ile  Erdoğan (Özalp) Gaziantepspor'a gitti. Onlar bizim ufkumuzu açtı. Bakış açımızı değiştirdiler. İnan bana 18 yaşında profesyonel olana kadar Gaziosmanpaşa'dan başka takımların olduğunu düşünmüyordum. Liglerin var olduğunu, puanlarla mücadele edildiğini bilmiyordum.

"8 NUMARAYDIM... LİBEROYA ÇEKİLDİM"

 -Futbola başladığınız mevkii libero muydu?

Hayır...Orta saha, sağ iç oynuyordum. Şimdiki 8 numara yani. Ancak bronşlardan hastalanınca hocalarım beni liberoya çekti. Benim dayanıklılığımın fazla olmadığını görmüşlerdi. O yüzden daha rahat oynayabileceğim yere koydular. O zamanlar liberolu sistem vardı. Önünüzdeki oyuncular iyiyisse size fazla iş düşmezdi. Benim arkadaşlarım da çok kaliteliydi. Bu anlamda şanslıydım. 

"ALİ ŞEN ARAYINCA BİRİ ŞAKA YAPIYOR SANDIM"

-Vanspor'da yıldızınız parladı. Fenerbahçe'den teklif geldiğinde tepkiniz ne oldu?

O dönem Fenerbahçe'nin başında Tomislav İviç vardı. Onun yardımcısı ve aynı zamanda tercümanı da Boşnak hemşerim Cemşir (Muratoğlu) hoca idi. Bir gün beni aradı. 'Saffet, seni İviç istiyor. Fenerbahçe'ye gelir misin?' dedi. Ben de 'Zaten Fenerbahçeliyim. Seve seve gelirim' dedim. O da 'Tamam, Başkan Ali Şen seni arayacak' dedi. Ben de Vanspor'daki kulüp binasında bulunan ankesörlü telefonun numarasını verdim. Başkan orayı aradı. Ben bunun bir şaka olduğunu düşündüm. Ali Şen ile konuşuyorum ama kendi kendime de biri başkanın sesini taklit ederek benimle dalga geçiyor sandım. Ama bir yandan da Cemşir hoca bunu bana yapmaz diyorum. Dediğim gibi , Ya ben bu kadar iyi mi oynuyorum da Fenerbahçe istiyor?' diye ikilemde kaldım. Başkan Ali Şen ise, 'Görüştüğümüzü kimseye söyleme. Sezon sonunda seni alacağız' dedi. Ben de hiçbir şey olmamış gibi Vanspor'da oynamaya devam ettim. Hatta ne anneme ne de babama bundan bahsettim. Ta ki Cemşir Hoca İstanbul'da beni Ali Şen'in evine götürene kadar... Başkanla konuşup anlaştıktan sonra aileme Fenerbahçe'ye transfer olacağımı söyledim. O ana kadar bu iş olmayacak diye çok korkuyordum.  

CEBİNDE 10 LİRAYLA TAKIM ELBİSE ALMAYA GİDİNCE...

 -İmza törenine giderken bir takım elbise hikayeniz varmış. Onu kısaca anlatır mısınız?

(Gülüyor)... Ben kulüplerden çok para talep eden biri değildim. Yapım böyle. Boş mukavelelere imza atardım genelde. Varlıklı bir aile değildik. Babam tek başına 7 kişiye bakıyordu. Başka çalışan yoktu. Dediler ki bana: 'Fenerbahçe ile imza törenin olacak. Üzerine kıyafet al.' Ben o ana kadar annemin pazardan aldıklarını giyerdim. Çok ahım şahım kıyafetim yoktu. (Hâlâ da pek güzel giyinmeyi bilmem.) O zaman, 'İyi mağazalar İstiklal Caddesi'nde var' dediler. Cebimde 10 lirayla oraya gittim. Bir mağazanın vitrininde elbiseler gördüm ve yazısına falan bakmadan içeri girdim.  

"KEMER KALSIN, ESKİSİNİ TAKARIM DEDİM"

-Mağaza Vakko'ymuş galiba? 

Evet...(Gülüyor) Mağazadakilere 'Beni baştan aşağıya giydirin' dedim. Benim üzerimdeki kıyafet de pek iyi değildi. O yüzden beni önemsemediklerini fark ettim. 'Bekleyin' dediler. 'İşim acil' deyince üst kata çıkardılar. Tek tek kıyafetleri getirmeye başladılar. Ben de bir ara ayakkabıların numarasına bakarken altındaki etikette fiyatın 250 lira olduğunu gördüm. Ben ise o zaman Fenerbahçe'den bin lira peşin alacağım. Sonra kemere baktım 100 lira. Ben bittim dedim. (Gülerek). Daha bunun ceketi, pantolonu, gömleği, kravatı var... Dedim ki 'Ayakkabı kalsın.' Halbuki ayakkabım yoktu. Kemer de kalsın, eskisini takarım dedim. (Gülerek). Neyse. Ben diğerlerini aldım. 

"TRANSFER PEŞİNATI ELBİSEYE GİTTİ"

-Aldıklarınız ne kadar tuttu peki?

Hepsi 870 lira tuttu. Ölçülerini aldılar. İki gün sonra hazır olacağını söyleyip benden kapora istediler. 'Ne kadar bırakmam lazım?' dedim. 'Yarısı varsa iyi olur' dediler. Yarısı mı? 10 lira ben var...(Gülerek). Bir de İstiklal Caddesi'nden Gaziosmanpaşa'daki eve döneceğim. Cebimdeki 10 lirayı kapora olarak versem yürüyerek eve dönmek zorundayım. Şimdi ben bu olayı nasıl anlatayım mağazadakilere? Fenerbahçe'ye gidiyorum desem inanmazlar. 'Bu halinle seni Fenerbahçe'ye kim alır?' derler. Ben de 'Size nüfus kağıdını bırakayım. İki gün sonra bu parayı getireceğim' dedim. O an tükürdüğümü yalamak istemedim. Düşün, Fenerbahçe'den alacağım bin liralık peşinatın 870'ni bunlara vereceğim. Mağazadakilerin bakışları ve davranışları beni çok rencide etmişti. Bu yüzden hırs yaptım. Nüfus kağıdını almak istemediler. 'Kıyafetler burada, parayı getirince alırsınız' dediler. Buna çok sinirlendim. Mağazadan çıktım, eve gittim. 

"BENİM KİM OLDUĞUMU YAKINDA GÖRECEKSİNİZ"

-Parayı nasıl temin ettiniz? Ailenizden mi aldınız?

Ailemden isteyemem ki; hayatımda onlardan para istemedim. İsmi Saffet ve aynı zamanda akrabam olan bir arkadaşıma durumu anlattım. 'Bende 1000 dolar var' dedi. Dedim ki 'O çok'. O da bana, 'Sen al bozdur. İşini gör. Sonra hallederiz' dedi. Aldım parayı. Mağazaya gittim. Kemerle ayakkabıyı bile aldım. Çıkarken de mağaza çalışanlarına 'Tavrınız hiç hoşuma gitmedi. Beni yakında televizyon veya gazetelerde gördüğünüzde kiminle muhatap olduğunuzu anlayacaksınız. Bir daha da size gelmeyeceğim' dedim. Eve vardığımda babamlar aldıklarımı giymemi istedi. O sırada kıyafetlerimin Vakko olduğunu gördüm.(Gülerek)  

"PARREİRA'NIN SİSTEMİ TUTMAZ DEDİM AMA YANILDIM" 

-Fenerbahçe'deki ilk günlerinizde Brezilya'da kamp yaptınız. Yani bir anda Van'dan futbolun merkezi Brezilya'ya gittiniz. 

Sezon başı 60'a yakın futbolcuyduk. Denenmeye gelen arkadaşlar da vardı. Bazılarıyla yollar ayrıldı. Ben Brezilya'ya giden kafilede yer almayı başardım. İki haftalık bir kamptı. O dönem Türkiye'de her takım 3-5-2 oynuyordu. Parreira ise 'Biz yeni sisteme yani 4-4-2'ye döneceğiz. O yüzden sizi buraya getirdim. Brezilya'daki takımları görün. Ona göre kendinizi tartın' dedi. Ben hocayı eleştirmiştim. 'Kesinlikle bu sistem tutmaz' demiştim. Fakat; Parreira haklı çıktı. Hazırlık maçlarında çok iyi rakiplerle oynadık. Bu işi yapabileceğimize inandık.

"3 GÜN BOYUNCA ÇİFT KALEYE ALINMADIM"

-Siz hazırlık maçlarında oynayabildiniz mi?

Parreira, Brezilya'da herkesi görmek istiyordu ve bu yüzden her gün çift kale maç yaptırıyordu. Ama ben 3 gün boyunca çift kaleye giremedim. 3 genç oyuncumuz vardı PAF Takımı'ndan. Biz 3 gün kenarda kendi aramızda pas yaptık. Sonra tesadüf eseri Högh hastalandı. Emre Aşık da bizdeydi. Bir yarı iki stoper diğer devre de iki farklı stoper oynuyordu. Maçtan sonra Aykut Kocaman yanıma gelerek Parreira'nın 'Saffet varken, Högh neden alındı?' dediğini bana anlattı. Ben o ana kadar Fenerbahçe'den ayrılmak istiyordum. Brezilya'da değil de Türkiye'de olsaydık kamptan kaçardım. Oda arkadaşım Boliç'e 'Ben buradan ayrılacağım' diyordum. Ama Aykut Kocaman'ın o söylemi beni tekrar Fenerbahçe'ye tutunmamı sağladı.

"POZİSYON ALMAYI PARREİRA'DAN ÖĞRENDİK"

- Parreria, Brezilya'yı Dünya Şampiyonu yaptıktan Fenerbahçe'ye gelmişti. Onun öne çıkan özellikleri nelerdi?

Hem alan hem de adam savunmasına önem verirdi. Oyunculara özgürlük tanırdı. Sadece nasıl pozisyon almamız gerektiği ile ilgili konularda ısrarcı oluyordu. Dört dörtlük bir insandı. Asla kimsenin özel hayatına karışmazdı. Örneğin; bazı taraftarlar gece dışarda gezen genç futbolcuları yöneticilere şikayet ederdi. 'Şu oyuncu diskodaydı. Bu oyuncu gece kulübündeydi' gibi...Hocaya kadar şikayetler gelirdi. Parreira ise hiç aldırış etmezdi. 'Fenerbahçe'nin profesyonel futbolcusu ne yapacağını iyi bilir' derdi. 'Ben onlara nasıl yaşaması gerektiğini anlatamam' diyordu. Bu şikayetleri böyle geçiştirip bizden olumlu tepkiler alıyordu. Çünkü bizde her şey yasaklıydı. Topluma göre hareket ederiz. 

"FUTBOLCULAR KAMP İSTEDİ HOCA ŞAŞIRDI KALDI"

-Sanırım Parreira maç öncesi kamplara da karşıymış?

Evet. İlk zamanlar kamp yapmıyorduk. Direkt maça çağırıyordu. Sonra bazı oyuncular bundan rahatsız oldu. Başkan Ali Şen'e söylediler. Başkan da hocadan kamp yapmasını istedi. Hoca da bize güldü. 'Size inanamıyorum. Ama böyle istiyorsanız yapacak bir şey yok' dedi. Bir gün önceden bizi kampa almaya başladı. 

  ALİ ŞEN, PARREİRA'YA KARIŞTI MI?

-Ali Şen'in bazı maçlarda soyunma odasına inip Parreira'nın işine karıştığı söyleniyor.

Asla böyle bir şey olmadı. Başkan öyle bir insan değil zaten. Ali Şen, inanılmaz iyi bir yöneticiydi.

- Soyunma odasına hiç gelmedi mi yani?

Geldi. Fakat kesinlikle hocaya müdahalede bulunmazdı. Takıma moral vermek için gelirdi. Ödemelerle veya primlerle ilgili birşey söylemek için gelirdi.

"ALİ ŞEN, HERKESİN ÖNÜNDE BOLİÇ'İ OYNAT DEMEZ"

- Ali Şen ile yaptığım bir röportajda Parreira'ya 'Boliç'i ne yapıp et oynat' dediğini ve sonunda Parreira'nın Boliç'i oynatarak onu kazandığını anlatmıştı da... 

Bunu herkesin önünde söylediğine inanmıyorum. Belki hocayı yanına çağırmıştır. Ali Şen, insanları yönetmesini, nasıl konuşulması ve davranılması gerektiğini çok iyi bilir. 

"SAFFET VARKEN, HÖGH'Ü ALMAYA GEREK YOKMUŞ"

-Uche-Högh gibi uluslararası düzeydeki tandemin arasına nasıl sızmayı başardınız?

Daha önce de anlattığım gibi Parreira, 'Saffet varken neden bu bölgeye yabancı oyuncu yani Högh'ü aldınız? Ben olsaydım yabancı hakkını forvetten yana kullanırdım' demiş. Gerçekten Brezilya'daki hazırlık maçlarında muhteşem top oynadım. Fakat ligin ilk 8 haftasında kadroya bile giremedim. Ben aynı şekilde çalışmaya devam ettim. Sanıyorum ilk maçım Denizli'ydi. Arkasından Galatasaray'dı. İki maçta da iyiydim. Hoca çok adaletli bir insandı. Beni kesmiyordu. Högh de iyi oynuyordu. Ona da yer arıyordu. Bu kez orta sahadan adam eksiltmek zorunda kaldı. Högh'ü ön libero gibi oynattı. Bizden o şekilde yararlandı. 

"TRABZONSPOR 20 POZİSYONA GİRDİ AMA..."

-1995-96 sezonunda şampiyonluğun düğümünü çözen Trabzonspor maçında neler yaşandı?

Trabzonspor bizden 2 puan öndeydi ve çok iyi oynuyorlardı. Biz de iyidik fakat biz yeni bir takımdık. Onlar daha oturmuş bir kadroya sahipti. Trabzon şehri o maça çok iyi motive olmuştu. Tribünler tıka basa doluydu. Sağlı sollu geliyorlardı. Erken de bir gol buldular Abdullah Ercan'la. Maçın böyle biteceğini düşünüyordum. Çok fazla Trabzon'un üzerine gidemiyorduk. İşte bunlardan bir tanesinde ceza sahası üzerinde tesadüf Abdullah'ın eline top çarptı. Hakem frikik verdi. Oğuz (Çetin) abi muhteşem vurdu. Son 10 dakikaya girilirken soldan Erol (Bulut) harika bir orta yaptı. Aykut (Kocaman) abi mükemmel bir zamanlama ile 2-1 öne geçirdi. Trabzonspor'un belki kalemize 20 tane topu vardı. Bunların çoğunu Rüştü (Reçber) kurtardı, bazıları ise direkten veya defanstan döndü. O gün öyle olması gerekiyordu diyeyim. Başka bir söz bulamıyorum. 

"OĞUZ-AYKUT KARARI BİZİ YIKTI"

- Sezon sonunda gelen şampiyonluğuna rağmen kaptan Oğuz Çetin ile Aykut Kocaman'ın takımdan uzaklaştırılmasına şaşırdınız mı?

Biz bunu Trabzonspor maçının bitimiyle beraber duyduk. Sevincimiz yarıda kaldı. Yıkıldık. Ama dedik ki; iki tane daha maçımız var, belki düşünceler değişir. Ancak; umut ettiğimiz gibi olmadı. Son haftadaki Vanspor maçında bile doya doya şampiyonluk sevincini yaşayamadık.  

"EN SON GİDECEKLER GÖNDERİLDİ"

-Ali Şen bu kararı neden aldı?

Onu bilmiyorum fakat şunu söyleyebilirim. O zaman Ali Şen'i kırmamak adına söylememiştim. Fenerbahçe'den en son gitmesi gereken iki insanı gönderdi veya göndermek zorunda kaldı. Beni gönderseydi bu kadar üzülmezdim. Onlar Fenerbahçe'nin her şeyiydi. Belki başkan o esnada bunu göremedi. Onlar gitmeseydi 3-4 sene daha ligi alt üst edecektik. 

"MANCHESTER UNITED'A KAFA TUTTUK"

-Bir sezon sonra Şampiyonlar Ligi'nde Manchester United'ı Old Trafford'da 1-0 yendiniz.

İlk defa Avrupa düzeyinde bir maçta forma giydim. Muhteşem bir oyun ortaya koyduk. Onlarla kafa kafaya oynadık.  Oğuz ve Aykut abi olsaydı o gruptan çıkardık diye düşünüyorum. 

"NEYİ BAŞARDIĞIMIZI GEÇ ANLADIK"

-Manchester United'ın 40 yıl sonra kendi evinde yenildiğini ne zaman öğrendiniz?

Onu söylüyorlardı fakat hayal edemiyorduk. Aslında biz onları yendikten sonra da anlamadık olayı. Biz sıradan bir maç olarak görüyorduk. Bir maç gelmiş, oynayıp kazanmışız diyorduk. Ama seneler geçtikçe o gün neyi başardığımızı daha iyi anlıyorum. O esnada bunun farkına varamıyorsun. 

"AZİZ YILDIRIM ARAYA MESAFE KOYMAZ"

- Ali Şen'den sonra Aziz Yıldırım başkanlık yaptı. İkisi arasında ne gibi benzerlik ve farklar var?

Ali Şen de kulübünü seven ve onun için mücadele eden bir başkandı. İnsanlarla nasıl iletişim kuracağını iyi bilirdi. O yönü çok kuvvetliydi. Fazla dil biliyordu. Aziz Yıldırım ise daha senli benliydi. Size daha fazla candan durur. Yanınıza gelerek muhabbet eder. Araya mesafe koymaz.

"KOÇ AİLESİ, SEDAT BALKANLI'YI YALNIZ BIRAKMADI"

-Gaziosmanpaşa'da takım arkadaşınız ve aynı zamanda enişteniz olan rahmetli Sedat Balkanlı'nın amansız hastalığa yakalanması sizi nasıl etkiledi? Hastalığı süresince neler yaşandı?

Çok çabuk sakatlanıyordu. Ona anlam veremiyorduk. Dizinden dolayı olduğunu düşünüyorduk. Bu nedenle dizinden operasyon geçirdi. Sonra konuşmalarında duraksama oldu. Bu duraksamalarla bir hastalığının olduğu anlaşıldı. İsmini koyamıyorlardı. En son ALS teşhisi kondu. Sağ olsunlar Konya'da  Bursa'da Galatasaray'da ve Fenerbahçe'de oynayan arkadaşları onu yalnız bırakmadı. Ama süreç çok hızlı gitti. Makineye bağlanmak zorunda kaldı. Hayata öyle devam etti. Bu esnada hem Ali Şen hem Aziz Yıldırım büyük destek verdi. Koç ailesi de İnan Kıraç önderliğinde Amerikan Hastanesi 12 sene boyunca bütün masrafları karşıladı. O yüzden Koç ailesine büyük saygım var. Onlara senin sayende tekrar teşekkür ediyorum. Türkiye bu hastalığı rahmetli Sedat'la öğrendi ve herkes elinden gelen yardımı yaptı. 12 yıl boyunca bu hastalıkla mücadele etti. En sonunda bu hastalıktan değil kansere yakalandığı için vefat etti.

"MERİH DEMİRAL ORTADAN KAYBOLDU!"

- Gelelim Fenerbahçe'deki alt yapı ve futbolcu izleme görevinize. Merih Demiral'ın ayrılmasında sizin ve arkadaşlarınızın bir hatası oldu mu?

Şöyle söyleyeyim; Başkan Aziz Yıldırım, Müjdat Yetkiner vasıtasıyla bir ekip kurulmasını istiyor. Müjdat hoca da bana 'Gelir misin?' dedi. 'Gelirim hocam. Şartlarım şunlar' dedim. Kulüp kabul etti. Yanımıza Kemalettin'i (Şentürk) de aldık. O da şartlarını koydu. A Takım için oyuncu izlemeyle işe başladık. Altyapının başında Şenol Çorlu vardı. Başkan 1.5 sene sonra altyapının başına Müjdat hocayı getirdi. Müjdat hoca, göreve geldikten 3 veya 4 ay sonra Merih'i telefonla aradığını ancak; cevap vermediğini bize söyledi. Sonra Merih'in annesini babasını aramışlar. Yok..! Kimse nerede olduğunu bilmiyor. Telefonu kapalı. Haber alınamıyor derken Başakşehir o zamanki İBB ile antrenmanlara çıktığı yönünde haber gelmiş. İBB, bunun yasak olduğunu yani yanlış yaptığını farkına varıyor. Hatta idmanın yarısında Merih'i çıkarıp onu uzaklaştırıyorlar.  

"MERİH'İ BİZ ELİMİZDEN KAÇIRMADIK"

-Neden böyle bir şey yapıyor İBB?

Çünkü Merih, amatör de olsa Fenerbahçe'nin futbolcusu. Bu yüzden hem İBB kulübü hem de Merih ceza alır. Yönetim de, Müjdat hocaya 'Merih'e profesyonel imza attıracağız onu getirin' diyor.  Ama Müjdat hoca Merih'i bir türlü bulamıyor. Merih yine ortada yok. Aradan 10-15 gün geçiyor. Merih'in Portekiz'de olduğunu duyuyorlar. Tabii Merih tek başına bu işleri yapamaz. Bir menajer vasıtasıyla gidiyor oraya. Keşke bunu Merih'e sorsanız. Açık yüreklilikle anlatsa. Ben de Müjdat hocadan duyduklarımı aktarıyorum. Olayları birebir yaşamadım. Fenerbahçe'ye yetiştirme parası vermemek için Portekiz'de 1 sene amatör takımda oynaması gerekiyor. Sonra yine orada profesyonel olup Türkiye'ye geçtiğinizde prosedürü tamamlamış oluyorsunuz. Yetiştirme parası vermiyorsunuz. Merih de böyle bir yola gidildi. Sonuçta başardılar bunu. Fakat sanki biz elimizdeki oyuncuyu kaçırmışız gibi bir algı yaratıldı. Hakaretlerde bulunanlar oldu. Ama Merih'i ne Şenol hoca ne de Müjdat hoca kaçırmıştır. Oyuncu 18 yaşını beklemiştir. Belki kendi gönlüyle belki de başkalarının vasıtasıyla Fenerbahçe'den ayrılmıştır. Durum budur.

"ÖMER FARUK, FENERBAHÇE'DE KALACAĞIM" DEMİŞTİ

- Bu sezon ortasında da Ömer Faruk Beyaz ile anlaşma sağlanamadı. Aynı olay yaşanır mı?

Ömer Faruk, profesyonel olacaktı bizim dönemizde. Onunla oturup konuşmuştum. Onu şunu söylemiştim: 'Bir yerden teklif aldın mı Ömer Faruk?' O da 'Yurt dışından var hocam' dedi. Almanya'nın en iyi takımlarından birinin ismini verdi. İyi de bir para veriyorlar. Ailesini de istiyorlar oraya. 'Hocam sen ne yapardın böyle bir teklif karşısında?' dedi. Valla benim oğlum olsa,  'Git Almanya'ya derim. Ama ben Fenerbahçeliyim. 'Burada kal' dedim. Aynen bu konuşmayı yaptım. O da bana 'Ben de Fenerbahçeliyim' dedi. Ben de ona 'O zaman kal burada. Belki de Fenerbahçe'nin gelecek 10 senesini kurtaracaksın' dedim. Ömer'in 10 yaşından itibaren filiz lisansı Fenerbahçe'de çıktı. Yani kökten bizim oyuncumuz. Aziz Yıldırım, o dönem bazı pürüzleri giderdi ve profesyonel oldu. Ama sonra Emre Belözoğlu, 'Ömer Faruk için uğraştık ama anlaşmaya varamadık' dedi. Ömer Faruk cephesine baktığımızda ise Stuttgart ile anlaştı. Giderken kulübe para kazandırmak istiyor. Fakat; yaza kadar ne olur bilemem. Belki o zamana kadar iki taraf uzlaşır.

"FENERBAHÇE'NİN GENÇLERE TAHAMMÜLÜ YOK"

- Fenerbahçe, altyapıdan neden verim alamıyor?

Fenerbahçe'nin altyapısında oyuncu yetiştirmek kolay değil. Ömer Faruk gibi çok elit futbolcular var. Özellikle 2002 yaş grubunda. Fakat; Fenerbahçe'nin onlara tahammül sınırı yok. Bu yüzden o oyuncuların başka yerde oynayıp gelişerek tekrar kulübe dönmesi gerekir. Ancak altyapıda o şartlarda yani sadece haftanın bir günü 30 tane oyuncuyla yarım sahayı kullanarak o çocuğa hiçbir şey öğretemezsiniz. Sadece koş, koş, koş... Ağırlık yap, koş...Futbol bu değil.   

"TRANSFERLERDE YETKİMİZ KISITLIYDI"

 -Scout olarak izleyip da alınan ve alınmayan yabancı veya yerli oyuncu oldu mu?

Bizim başımızda Müjdat hoca var. Yetkili o. Başkan Aziz Yıldırım, 'Siz bana tek tek gelmeyin. Müjdat bana söylesin' demişti. Dolayısıyla biz izlediğimiz oyuncuların raporlarını Müjdat hocaya verirdik. O da yönetime bildirirdi. Alamadınız, edemediniz gibi tuhaf tuhaf sorular var. Scoutluğun ve sizin sorumluluk alanınızın  ne olduğunu da bilmiyorlar. Biz geldiğimizde Ersun (Yanal) hoca var. O kendi oyuncularını istiyor. Senden bir yardım istemiyor ki. Ben ona zorla oyuncu ismi veremem ki. Sonra Terraneo geldi. O da kendi bildiği şeyleri yapıyor. Ama bazen başkan Müjdat hocaya sorardı: 'Bu oyuncu hakkında ne düşünüyorsunuz? Terraneo almak istiyor' Biz de 'Bu uygun değil' derdik. Böyle birkaç oyuncunun transferini böyle engelledik.

"TERRANEO ARKAMIZDAN İŞ ÇEVİRDİ"

-Transferde söz sahibi değildiniz o zaman? 

Nasıl olacağız? Terraneo'yu geçemiyorsunuz ki. Bizi Çek Cumhuriyeti'ne turnuvaya yolluyordu. Sonra bizim arkamızdan transferleri patlatıyordu. Biz sadece kulüpten uzaklaşalım diye yapılmış senaryolar bunlar. Ama insanlar 'Orada çalışıyorsun, ne iş yapıyorsun sen. Eğer yapamıyorsan ne diye çalışıyorsun?' diyor. Fakat biz bunu öyle düşünemedik ki yani. Başkan sağ olsun bizi Güney Amerika'daki turnuvalara yolladı. Oyuncu da bulduk. Fakat yetkinizin üzerine çıkamıyorsunuz. 

AZİZ YILDIRIM: KJAER KÖTÜ ÇIKARSA YAKARIM SİZİ 

- Israrla alınmasını istediğiniz oyuncu oldu mu hiç?

Çok oldu. Fakat şunu net olarak söyleyebilirim. Simon Kjaer'in alınmasındaki en büyük pay bize ait. Başkan Aziz Yıldırım, yönetim binasında bize, 'Sizin istediğiniz oyuncu burada. 8.5 milyon Euro istiyorlar. Eğer kötü oynarsa yaktım sizi' dedi. Biz de ona,'Her oyuncu kötü oynayabilir. Ama bu oyuncu tam bize göre. Gücümüz varsa alalım. Ona kefiliz. Yaşı da uygun' dedik. Nitekim bize faydalı oldu. Ama biz bunu çıkıp anlatmadık. Hatta 8.5 milyon Euro'ya stoper mi alınır dediler. Ederse alınır. Fenerbahçe ondan zarar etti mi? Etmedi. Giderken de Fenerbahçe para kazandı Kjaer'den.  

"FENERBAHÇE 8 LEVELDEN 1 LEVELE DÜŞTÜ"

-Fenerbahçe'nin son 3 sezondur transfer politikasını nasıl buluyorsunuz?

Ya konuşunca insanları rahatsız edebilirim. 'Fenerbahçe'ye vurmaya çalışıyor' diyorlar. Benim asla böyle bir tarzım ve niyetim yok. Şimdiki yönetim bizi eleştirerek başa geldi. 'Oyuncu izleme ekibi yaramaz. Biz yenisini kuruyoruz. Her şey hazır. İngiltere'den bir şirketle anlaştık. 100 kişilik oyuncu havuzumuz var' dediler. Tamam güzel. Bizi beğenmiyor olabilirsiniz. Haklısınız. Ama eleştirirken belden aşağı vurmayın. Geldiklerinde Fenerbahçe'nin leveli 8'di. 20 veya 30 oyuncu aldılar. Eski 2-3 oyuncu kaldı. Nerdeyse küme düşüyorduk. 8 levelden 1 levele düştük birden. İkinci sene toparlanırız diye düşündüm. Yine transferler yine hüsran. Bu üçüncü sene. Transfer edilen oyuncuları soruyorlar. Diyorum ki iyi. Ama neye göre iyi. Geçen sezona göre iyi. Ama göreve geldiğiniz kadrodan iyi değil. Şu anki level 3 veya 4. Fenerbahçe'nin görmesi gereken level 8. Hatta yapabiliyorsan 9. Bu kadroyla Avrupa'da başarılı olma şansınız yok. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Başka bir amacım yok. Benim ne Ali Koç'a ne de diğer yönetici abilerime ve kardeşlerime bir saygısızlığım olamaz. Ali Koç benim de başkanım ya...

"FUTBOLCUYU CANLI İZLEMEZSEN YANILIRSIN"

- Fenerbahçe, stoperlerde bir türlü aradığı ikiliyi bulamıyor?

Scoutlar bir veya iki ayda oyuncu bulamazlar. Bulursa da hata payın çok fazla olur. Programlar var. Onlarla oyuncuyu izliyorsun. İyi oyuncuları ayrı bir havuza koyuyorsun. Ama bu oyuncuları canlı izlemek zorundasın. Canlı izlemezsen yanılırsın. Fenerbahçe nezdinde tüm kulüplere söylüyorum. Bir kulübün sistemi olmalı. Demelisin ki mesela ben 4-3-3 oynuyorum. Sağ bekim bu özellikte olacak, stoperim böyle, forvetim şöyle olacak gibi... Bu kriterleri oluşturduktan sonra kendi oluşturduğu oyuncu grubundan bu sisteme uygun oyuncuları bünyesine katmaya çalışacak. Yok hoca bu oyuncuyla çalışmak istiyormuş, böyle bir şey yok. Örneğin ben Fenerbahçe'ye hoca olarak geldim diyelim. 3 hafta sonra kovuldum. Başkası geldi. 'Ben bu oyuncuları istemiyorum' dedi. Onu da kovdun yenisi geldi. Onda da aynısı olacak. Kulüp durmadan zarara girecek. Hocaya göre sistem kurmayacaksınız. Size göre hoca bulacaksınız. 

"HA SPORTİF DİREKTÖR HA TEKNİK DİREKTÖR!"

- Fenerbahçe'de sportif direktörlük işlemiyor. 

Aykut Kocaman, Terraneo, Comolli ve Emre Belözoğlu ile hedefe varılamadı. Türkiye'de sportif direktörsen aynı zamanda teknik direktörsün. Hoca ayrıldıktan sonra takımın başına sen geçiyorsun. Bu nedenle buna bir sınır konması gerekiyor. Sportif Direktörsen sen bir daha sahaya çıkamazsın denmeli. Yoksa bunu önüne geçemezsin. Sportif direktör aslında, yönetimi, teknik direktörü ve oyuncuları dışardan izleyip bunlar arasında köprü vazifesi yapan kişidir. Ama bizde yürümüyor. Sportif direktör benim. Bu kulübün her şeyiyim. Yok öyle bir şey. 

 "ATİLLA SZALAİ DOĞRU TRANSFER"

- Szalai'yi stil olarak size benzetiyorum. Buna katılıyor musunuz?

Evet iyi bir oyuncu. Duracağı yeri biliyor. Ayakları çok iyi. Zaman zaman topa gecikmeli dokunuyor. Bunu geliştirmesi gerekir. Rakip o bir iki saniye içinde yanına gelebiliyor. Ama genel olarak başarılı. Yan mevkisi de var. Sol bek oynayabiliyor. Bu bir oyuncu için büyük bir artı.  

"EMRE BELÖZOĞLU'NUN HOCA OLACAĞI BAŞTAN BELLİYDİ"

- Eski takım arkadaşınız Erol Bulut'un görevden alınması doğru bir karar mıydı?

Erol hoca hakkında şimdiye kadar hiç kötü konuşmadım. Onun zarar görmesini istemem. Sanırım 28 hafta dayandı Erol hoca. Sezon başına dönersek. Emre Belözoğlu'nun ismi sportif direktörlük için geçiyor. Ama sözleşme imzalanmıyor. Erol hoca ile anlaşıyorsunuz. Ama onunla da mukavale imzalanmıyor. Bunlar bana çok tuhaf geldi. İşte lig başladı. 10. haftaydı galiba. Emre Belözoğlu ile sözleşme imzalanıyor.. Başkan Ali Koç, sözlerine, 'Emre Belözoğlu, antrenör olma hâyâli var. Yurt dışında büyük kulüplerde çalışmak istiyor. Türkiye'de olursa da Fenerbahçe'de antrenörlük yapmak istiyor' şeklinde bir giriş yapmıştı. Ben o resimde şunu gördüm: 'Emre antrenör olmak istiyor. Ama ben onun hazır olmadığını düşünüyorum. Onu sportif direktör olarak yazıyorum buraya. Erol Bulut, sana da mesaj veriyorum. Sen beceremezsen Emre Belözoğlu gelecek.' Algıladığım mesaj oydu o gün. Bu da gerçekleşti.

"BELKİ FENERBAHÇE'Yİ ŞAMPİYON YAPAR"

- Emre Belözoğlu başarılı olabilir mi peki?

Tabii ki olabilir. Ben direkt neden oraya geldin demem. Emre Belözoğlu'nun futbol bilgisini bilemem. Onunla çalışıyor olmam lazım. Oyunculuğu muhteşemdi. İyi yerlerde oynadı. Hatta sakatlığı olmasa 1-2 sene daha oynayabilirdi. Ama böyle bir yol çizdi. Başlangıcı da güzel oldu. Fenerbahçe gibi bir kulüpte direk antrenör olabilmek herkesin hâyâlidir. Başarılı olabilir. Gidişat onu gösteriyor. Belkİ Fenerbahçe şampiyon olur. Bu konuştuğumuz şeyleri boşuna konuştuk diyebiliriz. Beklemek gerek. Fenerbahçe ona bu şansı tanıdığı için bence iyi yaptı. 

"SERGEN YALÇIN UZUN YILLAR KALACAK GİBİ"

- Sergen Yalçın'ın performansını nasıl buluyorsunuz. Sizi şaşırttı mı?

Hayır şaşırtmadı. Futbolculuğu gibi teknik adamlığı da çok iyi. Duruşu da iyi. Bazı maçlarda heyecandan yapmaması gereken şeyleri yaptı. Ama son maçlarda düzeltti. Bazı hocalara karşı tutumu hoş değildi. Beşiktaş'ta uzun yıllar kalacağını düşünüyorum. 

"LARİN İLE ÇAY İÇMEYE GİTMEM"

- Güzel de futbol oynatıyor.

Evet...Hem de o takımla. Daha iyi 3-4 futbolcusu olsa kim bilir neler yapardı. Ben Larin'e bakınca onunla çay içmeye bile gitmem. Ama Beşiktaş'a yararlı mı? Full yararlı. Sergen Yalçın, Larin'i adam etti. 

"1959'DAN ÖNCE FUTBOL SOKAKTA MI OYNANIYORDU?"

- Fenerbahçe'nin 1959 öncesi şampiyonlukları talep etmesinde haklı mı?

Buna sadece Fenerbahçe olarak bakmamak gerek. Türkiye Futbol Federasyonu ne zaman kurulmuşsa, tarihi ne zaman tescil edilmişse o günden bugüne kadar kimin hakkı varsa onlar belirlenecek. Onların hakkı teslim edeceksin. Bunda gocunacak bir şey yok ki. Sen 1923'te kurulmuşsun 1959'da başlatıyorsun. Biz o zamana kadar sokakta mı oynadık? O insanların eğer hakkı varsa vereceksin. Bak İstanbulspor'un hakkı var orda. Ankara'da iki takım var. Beşiktaş var. Kim varsa verin ona. Bundan daha doğal ne olabilir ki?  Bana desen ki biz 1959'da kurulduk. O zaman konuşmaya gerek yok. Neden 1903, 1905 veya 1907'den itibaren saymıyorsun. Çünkü seni dünya 1923'te federasyon olarak tanımış. 

- Unutamadığınız maçlar hangileri?

Trabzonspor maçı birinci sırada, Manchester maçı ikinci sırada. Avrupa maçlarının genelinin hiçbirini unutmam. Galatasaray ve Beşiktaş derbilerini de aynı şekilde.

"PARMA MAÇINDAN SONRA TRAVMA YAŞADIM"

-Bir de Parma maçları vardı. Hâlâ konuşuluyor. 

İlk maçı Kadıköy'de oynamıştık. O zamana kadar Türkiye'de görülmemiş inanılmaz bir atmosfer vardı statta. Moldovan'ın müthiş golüyle maçı 1-0 kazandık. Rövanş maçında kendi kaleme gol attım. 3-1 kaybettik. Geriye gidip şimdi söyleyebiliyorum. O dönem neler yaşadığımın farkında değilim çünkü. O maçtan sonra etrafımda kimse kalmadı. Veya ben öyle hissettim. Fenerbahçe'den ayrılmak istediğimi söyledim. Yıkılmıştım. Kulüp buna izin vermedi. Kadro dışı kaldım. Kulüp bulmakta zorluk çektim. Sonrasında bir şekilde Ankaragücü'ne kiralık gittim.

 "GAFFAR OKKAN'IN RİCASINI NASIL KIRABİLİRİM Kİ!"

-Oradan Diyarbakır'a da gitmiştiniz. 

Rahmetli Gaffar Okkan sizi özellikle istemişti. Evet. Mekânı cennet olsun. Evimize tek başına geldi. Şaşırdım. O sırada kahvaltıdaydık. Kahvaltıya buyur ettik. Kahvemizi içti. Kemalettin ile beraber seni almaya geldim dedi. Kemalettin'le o zamanlar evlerimiz yan yanaydı. Sizi Diyarbakır'a götürmek istiyorum dedi. Benim o dönem Diyarbakır'a gitmek gibi bir düşüncem yoktu. Ama öyle değerli bir insanın evime kadar gelip istemesi beni etkiledi. Onu kıramadık. O sene şampiyon olduk.  

"ATKİNSON, SOYUNMA ODASINI İNLETİRDİ"

- Futbolculuk kariyerinizde sıradışı diyebileceğiniz takım arkadaşınız var mıydı?

Üç büyük rakibimizin hepsine gol atan ve Fenerbahçe'nin şampiyonluğunda önemli pay sahibi olan Daniel Atkinson diyebilirim. Toprağı bol olsun çok neşeli insandı. Mesela soyunma odasına müzik setiyle girerdi. O güne kadar biz hiç görmemiştik böyle bir şey. Ben o şekilde girsem kadro dışı bırakırlardı. (Gülerek) O ise bangır bangır müziği açıp müzik eşliğinde maçlara hazırlanırdı. 

"UCHE İYİ BİR PROFESYONELDİ FAKAT GAMSIZDI"

- Partnerin Uche nasıl bir kişilikti?

(Gülüyor) İnşallah beni yanlış anlamaz. İşini iyi yapan bir insan. Allah'ı var düzgün biri de. Onu dışında gamsızdı. İşine geliyorsa Türkçe'yi çok iyi bilir. İşine gelmiyorsa salağa yatar. 'What...? Anlamadım. Ne diyon?' der. Ben de ona, 'Anlıyorsun anlıyorsun. Sıkıntı yok' diyorum. (Gülerek).

"İŞİNE GELİRSE NİJERYA'DAN BİLE GELİR"

-Evet. Ben de ona zaman zaman Facebook'tan Türkçe olarak hal hatır soruyorum. Ama cevap vermiyor... 

Sen ona diyeceksin ki, 'Senin burada 1 milyon dolar alacağın var. Parayı hazırlamışlar. Gelirsen mahkeme kararıyla alacaksın. Aynen direkt yaz böyle. O onu anlar. Nijerya'dan atlar gelir.  Ama burda 1 liran var borcun varmış dersen sana sabaha kadar ne anlatıyorsun demeye getirir. Ne tatlı su kurnazı o.(Gülerek)

- Pişmanlık duyduğunuz bir olay var mı?

O anda yaşadığım bir pişmanlığım olmadı. Bunlar daha sonra ortaya çıkıyor. Bazı şeyleri yıllar sonra anlıyorsunuz. 

- Gelecekten beklentiniz nedir?

Öncelikle kulüp takımlarında çalışmak istiyorum. Sonrasında Milli Takımlarda görev almak isterim. 

SAFFET AKBAŞ İLE BİR KELİME BİR CEVAP 

FUTBOL: Hayatım

TARAFTAR: Olmazsa olmaz

FENERBAHÇE: Hayallerim, her şeyim

SAĞLIK: Her şeyden önemli

ARKADAŞ: Parayla pulla satın alamazsın

GAZİOSMANPAŞA: Doğduğum, her şeyi öğrendiğim yer

GOL: Sevinç

UCHE: İyi bir tandem

ŞÖHRET: Aktörler

PARA: İnsanı değiştirir

AZİZ YILDIRIM: Büyük adam

DERBİ: Heyecan 

KİMLİK KARTI

ADI SOYADI: Saffet AKBAŞ

DOĞUM TARİHİ: 8 Eylül 1968 (52 yaşında)

DOĞUM YERİ: Gaziosmanpaşa - İstanbul (Aslen Boşnak kökenli)

MEDENİ HALİ: Evli

OYNADIĞI MEVKİİ: Libero-Stoper

FORMA NUMARASI: 3-4

FUTBOLCULUK KARİYERİ: 1990-1992 Gaziosmanpaşa, 1992-1993 Ayvalıkgücü, 1993-1994 Karşıyaka, 1994-1995 Vanspor, 1995-2001 Fenerbahçe, 1999 MKE Ankaragücü (Kiralık), 2000-2001 Diyarbakırspor (Kiralık), 2001-2005 İstanbulspor. 

MİLLİ TAKIM KARİYERİ: 6 kez A Milli

TEKNİK DİREKTÖRLÜK KARİYERİ: 2021... İstanbulspor (Yardımcı Antrenör)

BAŞARILARI: 1995-1996 sezonunda Fenerbahçe ile Süper Lig şampiyonluğu.